|
24
- MEVLÂNÂ CELÂLEDDÎN-İ
RÛMÎ
(Kuddise Sirruh)
EŞYÂLAR ALTIN OLDU
"Şemseddîn-i Tebrîzî",
göçünce o âleme,
"Mevlânâ" çok
üzülüp gark oldu bir
eleme.
Ayrılığın verdiği hasret
ile bu sefer,
Söyledi nazım ile çok
güzel kasîdeler.
İlim talebeleri, koşarak
dört bir yandan,
İstifâde ettiler "hazreti
Mevlânâ"dan.
Yanında, her an için
dört beş yüzden ziyâde,
Dinleyici bulunup,
ederdi istifâde.
Binlerce talebesi, her
gün ders alıyordu.
Ve hem de sayıları, gün
be gün artıyordu.
Çoğu, bu büyük zâtın
yetişip huzûrunda,
Birer âlim ve velî
oldular en sonunda.
O zamanlar Konya’da,
"Selahaddîn" adında,
Bir kuyumcu var idi
Mevlânâ zamanında.
"Mevlânâ"
hazretleri, sarraflar
çarşısından,
Geçerken, bir dükkânın
önünde durdu bir an.
İçerden tatlı tatlı
çekiç sesi gelirdi.
Her çekiç, sanki ona “Allah!
Allah!” der idi.
"Mevlânâ", dışarıdan bu
zâtın dükkânına,
Şöyle bir nazar edip,
devâm etti yoluna.
Lâkin o, içeriye edince
tek bir nazar,
Bir anda "Altın"
oldu dükkândaki eşyâlar.
Kuyumcu bunu görüp,
hayrette kaldı o an.
"Hazreti Mevlânâ"ya
oldu meftun ve hayrân.
O andan îtibâren terk
eyledi işini.
Çıkarak, tâkib etti "Mevlânâ"nın
peşini.
Dersine devâm edip, o “İslâm
büyüğü”nün,
Yükseldi tasavvufta
derecesi gün be gün.
O zamanın sultânı,
"Sultân Rükneddîn" ise,
Bu zâtın kıymetini
bilmezdi her nedense.
Dediler ki: (Ey
sultân, bu Allah
adamları,
Bilirler hiç kimsenin
bilmediği sırları.)
Sultân, bunu iyice
anlamak gâyesiyle,
Çağırdı âlimleri saraya
birisiyle.
Bir kutuya sokarak bir
“Yılan yavrusu”nu,
(İçinde ne var?)
diye, onlara sordu bunu.
Âlimler arasında var idi
bu zât dahî.
Suâlin cevâbını o verdi
bizâtihî.
Dedi: (Hak teâlânın
sevdiği velî kullar,
Kerâmet göstermeye
Allahtan utanırlar.
Değil gözle görülen şu
kutuda olanı,
Yedi kat yer ve gökte,
bilirler dört bir yanı.
Şu gördüğün dünyâyı,
karış karış, velîler,
Bir "Avuç içi" gibi, her
an görebilirler.
Bir "Yılan yavrusu"nu,
o kutunun içine,
Hapsetmekten, acabâ ne
geçiyor eline?)
Duydu Sultân Rükneddîn
bunları o "Velî"den.
İnkârdan vaz geçerek,
oldu talebesinden. |