|
24
- MEVLÂNÂ CELÂLEDDÎN-İ
RÛMÎ
(Kuddise Sirruh)
MELEKLERLE KONUŞURDU
Evliyânın büyüğü "Celâleddîn-i
Rûmî".
Bu dünyâ az görmüştür
böyle büyük âlimi.
Babası, “Behâeddîn
Veled”
hazretleridir.
O da, büyük bir âlim ve
yüksek bir velîdir.
Resûlullah, rüyâda
göründü babasına.
Ve “Sultân-ül ulemâ”
adını verdi ona.
O, gelirdi hazreti Ebû
Bekr'in soyundan.
Herkese ilim, hikmet,
yayılırdı hep ondan.
“Mü’mine hâtun”
idi mübârek anneleri.
İbrâhim bin Edhem'in
torunuydu o dahî.
“Mevlânâ”, Horasan'ın “Belh”
isimli şehrinde,
Dünyâya teşrîf etti bin
ikiyüz yedide.
Sonra Anadolu’ya, yâni
Rum diyârına,
Hicret ettiği için, “Rûmî”
denildi ona.
Henüz “Beş”
yaşındayken o sâhib-i
seâdet,
Onu, rûh ve melekler
ederlerdi ziyâret.
Babası, çağırarak
talebeden birini,
Buyurdu ki:
(Sen gözet, oğlum
Celâleddîn’i.
Çünkü onu, melekler
ziyâret ediyorlar.
Melekût âleminde onu
gezdiriyorlar.
Bunlar iyi ise de,
küçüktür henüz oğlum.
Aklına zarar gelir diye
çok korkuyorum.)
Yine beş yaşındayken
Mevlânâ Celâleddîn,
Çocuklarla, damına
çıkmışlardı bir evin.
O esnâda bir çocuk,
şöyle dedi birine:
(Atlıyabilir
misin bu damdan
diğerine?)
O, (Atlarım) dedi ve
sonra kavilleştiler.
Mevlânâ bunu görüp, dedi
ki:
(Ey kardeşler!
Böyle işler, uygundur
köpek ve kedilere.
Bunlar ile uğraşmak
yakışır mı bizlere?
Rûhânî kuvvetiniz var
ise sizin eğer,
Melekût âlemini
dolaşalım berâber.)
O esnâda başladı göğe
doğru uçmaya.
Çocuklar başladılar
korkup bağırışmaya.
Feryât figân ederek,
çığlıklar kopardılar.
Biraz sonra, "Mevlânâ"
aşağı indi tekrar.
Dedi ki: (Sizin
ile konuştuğum zamanda,
Yeşil giymiş kimseler
göründü bana damda.
Beni kucaklıyarak,
semâya çıkardılar.
Melekler âlemini bir bir
dolaştırdılar.
Sizin çığlıklarınız
gelince kulağıma,
Bir anda indirdiler beni
tekrar bu dama.)
Babaları “Sultâ-nül
ulemâ”, bir
sebepten,
Üçyüz yakını ile,
çıktılar hepsi Belh’ten.
İlk olarak “Nişâbur”
beldesine vardılar.
Karşıladı onları “Ferîdeddîn-i
Attâr”
Görünce çocuk yaşta olan
"Celâleddîn"i,
Anladı bir bakışta onun
üstün hâlini. |