|
23
- ABDÜLMECİD ŞİRVÂNÎ
(Rahmetullahi Aleyh)
KİBİRLİ İNSAN
Makâm sâhibi biri, bir
yolculuk ânında,
Tokat’a uğramıştı “Şirvânî”
zamanında.
“Hoş geldin”
demek için o makâm
sâhibine,
Gitti bütün ahâli onun
ziyâretine.
Kendini çok beğenen bir
kişiydi o fakat,
Yanına gelenlere, hiç
etmedi iltifât.
Böbürlenip dedi ki:
(Beni karşılıyanlar,
Sâdece bu kadar mı, yok
mu başka insanlar?)
Onlar, (Yoktur
efendim) deyince o
kimseye,
Dedi: (Doğru söyleyin,
yok mu başka bir kimse?
Beni karşılamaya gelmesi
lâzım gelen,
Başka kimse kaldıysa,
söyleyin bana hemen.)
Orada bulunanlar,
dediler ki:
(Efendim!
Yalnız takvâ sâhibi bir
zât var, ehli ilim.
Allahın evliyâsı, çok
mübârek biridir.
Hiç çıkmaz dışarıya,
onun işi ilimdir.)
O bunları duyunca, gâyet
sinirlenerek,
Dedi: (O, eceline
susamış olsa gerek.
O nasıl bir kimse ki,
huzûruma gelmiyor.
Benim kim olduğumu. o
gâlibâ bilmiyor.
Haydi ne durursunuz,
bekliyorum onu ben.
Gidip, zorla da olsa,
getirin bana hemen.
Ben onun cezâsını,
yanınızda vereyim.
Beni karşılamamak ne
imiş, göstereyim.)
Dediler ki:
(Efendim, sizden önce,
buraya,
Gelen büyük insanlar,
giderlerdi oraya.
Dergâhına vararak,
öperlerdi elini.
Çok iyi bilirlerdi o
zâtın kıymetini.
Size de lâyık olan, o
zâta gitmenizdir.
Ellerini öperek, duâ
istemenizdir.)
Dedi ki: (Yârın ona
gideyim öyle ise.
Bir cezâ vereyim ki,
ibret olsun herkese.)
"Mevlânâ Şirvânî"yi
seven bâzı kimseler,
Dergâhına giderek, bunu
haber verdiler.
Dediler ki: (Efendim, o,
çok zâlim biridir.
Eğer gitmez iseniz, bir
zarar verebilir.)
Buyurdu ki:
(Ey dostlar, şunu iyi
biliniz.
O bize dokunamaz, aslâ
üzülmeyiniz.
Biz nasıl gitmiyorsak o
kimsenin yanına,
Onun da yaklaşması, hiç
mümkün değil bana.)
Ertesi gün o zâlim,
gurûr ve kibir ile,
Yollandı o dergâha, bir
çok hizmetçisiyle.
O zâta “zarar vermek”
niyetiyle giderken,
Yolda attan düşerek,
ölüp gitti âniden.
Zîrâ atı huysuzdu,
kendisi gurûrluydu.
Giderken, hayvan onu
şiddetle yere vurdu.
Bir "Allah adamı"na
gidiyorken zarara,
Tepe taklak düşerek,
giriverdi mezâra. |