|
23
- ABDÜLMECİD ŞİRVÂNÎ
(Rahmetullahi Aleyh)
ÜSTÂDSIZ ÇOK ZOR
"Abdülmecîd Şirvânî",
büyük bir velî idi.
Sohbeti, insanlara pek
çok fâideliydi.
Bir müslümân, bu zâta,
insanlık îcâbiyle,
Muhâlefet ederek, üzmüş
idi hâliyle.
Bu "Velî"nin
kalbini kırmış olan bu
adam,
Onun sohbetine de etmedi
artık devâm.
Lâkin bakıp gördü ki,
kalbindeki o nisbet,
Gitmiş ve hiç kalmamış
bir feyiz ve bereket.
Rûhsuz bir "Ölü"
gibi kendini buldu gûyâ.
O günün gecesinde, gördü
şöyle bir rüyâ.
"Som" ve “Külçe”
hâlinde altını dolu
olan,
Bir hazîne içinde
kendini gördü o an.
Lâkin “Sikke"
olmamış, hem de "Mühürlenmemiş".
Olan külçe altınlar,
görmüyordu hiçbir iş.
O sırada birisi, dedi ki
kendisine:
(Niçin düşünüyorsun
seninken bu hazîne?)
Ona dönüp dedi ki: (Öyle
ama kardeşim!
Bu külçe altınlarla,
hâllolmuyor bir işim.
Basılıp mühürlenmiş
olmadıkça bir altın,
Bir kıymet kazanmıyor
nazarında bu halkın.
Şimdi çıksam pazara
külçe altınlar ile,
Hiç kimse vermez bana,
bir kuruşluk mal bile.
Hattâ şüphelenerek
yakalıyabilirler.
“Nereden buldun?”
diye, bana cezâ
verirler.)
O, dinleyip dedi ki: (Bu
sözün çok doğrudur.
Hemen sikkehâneye götür
de damga vurdur.)
Dedi ki: (Peki ama,
sikkehâne nerdedir?)
O, eliyle gösterip dedi:
(Şu ilerdedir.)
Sevinip, az gidince
gösterdiği o yana,
Baktı ki, üstâdının
dergâhıdır o bina.
O esnâda uyanıp, düşündü
ki:
“Vallahi,
Bu rüyâ oldu bana bir
îkâz-ı ilâhî.
Ben hocamdan ayrılıp,
gitmedikçe sohbete,
Aslâ vâsıl olamam ebedî
seâdete.
Ne kadar çok olsa da
ilim ve ibâdetim,
Bir rehberim yok ise,
hüsrândır âkıbetim."
Rüyânın tâbirini, bu
şekilde yaparak,
Gitti hemen dergâha,
gâyet pişmân olarak.
Kimseye görünmeden,
gizlendi bir köşeye.
Başladı başı önde,
sohbeti dinlemeye.
O sırada vâz eden "Abdülmecid
Şirvânî",
O içeri girince, dersini
kesti ânî.
Ve hemen buyurdu ki:
(Bir kimsenin, faraza,
Bir hazîne dolusu çok
altınları olsa,
Lâkin sikkesiz olup,
yoksa mührü, damgası.
Olmaz o altınların
sâhibine faydası.)
O, bunları duyunca,
gidip öptü elini.
Pek çok özür dileyip,
affettirdi kendini. |