|
23
- ABDÜLMECİD ŞİRVÂNÎ
(Rahmetullahi Aleyh)
REHBERSİZ OLMAZ
(Şudur ki insanların
hayırlısı, iyisi,
Çok olur o kimsenin
kullara fâidesi.)
Bu hadîsi şerîften
alarak ders ve ibret,
Bir ömrü müddetince
islâma etti hizmet.
Çalışırdı bir günde, tam
“Yirmiiki” sâat.
Yalnız “İki”
sâati olurdu istirâhat.
Hocası “Şehkubâd”dan
edip çok istifâde,
Evliyâlık yolunda
gelmişti tam kemâle.
O, Kur’ân okuyorken,
duyup onun sesini,
Kurt ve kuşlar toplanıp,
dinlerdi kendisini.
Kitap mütâlâsıyla
geçerdi çoğu vakti.
Öyle ki, fazlasına
yetişmezdi tâkati.
Bir gece, yine böyle
okuyorken bir kitap,
Okuduğu kitaptan, duydu
şöyle bir hitâp:
Dedi:
(Ey Abdülmecîd, şimdi
sen beni dinle!
Kemâle gelmek için, bir
rehber bul kendine.)
Hayret içerisinde
duyunca bu hitâbı.
Çıkıp gitti dağlara,
bırakıp o kitâbı.
Girip, bir mağarada,
gece gündüz ibâdet,
Ederek, en sonunda oldu
ehli kerâmet.
Kendisi anlatır ki:
Geçince böyle dört yıl,
Bende, hârikulâde bir
hâller oldu hâsıl.
Dışarı çıktığımda,
dağda, vahşî hayvanlar,
Bana hiç saldırmaz ve
yapmazlardı bir zarar.
Abdest aldığım sudan,
kalanı içerlerdi.
Yaklaşıp, benim ile
hergün söyleşirlerdi.
Daha sonra, uçardım
vâdiden bir vâdiye.
Artık seviniyordum “Evliyâ
oldum” diye.
Bir gün, o mağaranın
yakınına, bir gurup,
Gelip sohbet ettiler
edeblice oturup.
Ben de, hemen giderek
oturdum bir kenara.
Kalbimde çok muhabbet
hâsıl oldu onlara.
Hele bir üstâdları var
idi ki onların,
Sohbetinin tadına,
hayrân kaldım o zâtın.
Öyle ki, o sürûr ve
lezzetten bayılmışım.
Uyandım ki, o zâtın
dizinde benim başım.
O, "Şehkubâd"
imiş ki, acıyıp bu
miskîne,
Alıp koymuş başımı,
mübârek bir dizine.
Kalkıp öptüm elini ve
ettim ki istirhâm,
(Beni, talebeliğe kabûl
edin ey hocam!)
Kabûl edip ve bana bir
teveccüh edince,
O fevkalâde hâller,
gitti benden hemence.
Kalbime, nehir gibi aktı
ki öyle ilim.
"Hiç" kaldı buna
göre, o önceki hâllerim.
Kerâmet zannettiğim o
fevkalâde hâller,
İyice anladım ki, “Boş
şey"miş hepsi meğer.
Ve yine anladım ki şunu
da pek açıkça:
“İnsan kâmil olamaz,
bir rehber bulmadıkça.” |