ŞİİRLERLE MENKIBELER

ANADOLU EVLİYÂLARI

 

1.Cild

 Kitap       Web

2.Cild

 

Peygamber (Aleyhisselâm) Efendimizin Hayatı

 

03 -

Peygamberler

04 -

Dört Büyük Halife

 

 

05 -

Eshâb-ı Kiram

06 -

Büyük İmâmlar

 

 

07 -

Anadolu Evliyâları

08 -

Buhârâ Evliyâları

 

 

09 -

Horasan Evliyâları

10 -

Rehber İnsanlar

 

11 -

Güzel Nasihatlar

12 -

İmân ve Namaz

22 - ALÎ SEMERKANDÎ (Rahmetullahi Aleyh)

MÂNEVÎ EVLÂTLIK

 

İsfehân’da dünyâya gelen bu mübârek zât,

Ankara, “Çamlıdere” nâm yerde sürdü hayât.

 

İslâm âlimi olup, velîydi hem kendisi.

Ve "hazreti Ömer"e dayanır sülâlesi.

 

Kudüs, Mekke, Medîne, Semerkant, Şam ve Irak,

Dolaştı bu yerleri, emri mâruf yaparak.

 

En son "Çamlıdere"de eyliyerek ikâmet,

Yüzotuz yaşlarında, vefât etti nihâyet.

 

Tahsîlini bitirip, Mekke’ye gitti önce.

Ve Mescid-i Harâm’da imâmlık yaptı nice.

 

Sonradan kendisine mânevî bir işâret,

Gelerek, Medîne’ye hicret etti nihâyet.

 

Yedi yıl türbedârlık icrâ edip Ravda’da,

"Hazreti Fâtıma"yı gördü bir gün rüyâda.

 

Buyurdu: (Git ki hemen huzûruna Resûl'ün,

Mânevî evlâtlığa alacak seni bu gün.)

 

Çok sevindi böyle bir rüyâyı gördüğüne.

Koştu sabah "Ravda-i mübârek"in önüne.

 

İki diz üzerine oturdu hayâ edip.

Beklemeye başladı, başını öne eğip.

 

Bir sevinç ve heyecân sarmışken kendisini,

İşitti tam o anda Peygamberin sesini.

 

Diyordu ki ki: (Yâ Alî, şu andan îtibâren,

Mânevî evlâtlığa kabûl ettim seni ben.

 

Sen, öyle bir beldeye sefer et ki yâ Alî!

Gâyetle fakîr olsun o yerdeki ahâlî.

 

Fakîrlik sebebiyle, bana gelemiyenler,

O yerde seni gelip, ziyâret eylesinler.

 

Mânevî bir evlâdım olduğundan sen benim,

Onu, bana yapılmış gibi kabûl ederim.)

 

Bunları işitince, çok sevindi içinden.

Sonra da, ağlamaya başladı sevincinden.

 

Bu mânevî emirle, sonra bu mübârek zât,

Anadolu’ya doğru eyledi bir seyâhat.

 

Ve nihâyet “Alanya” nâm yere vardığında,

Gördü, biri ağlıyor denizin kenarında.

 

Niçin ağladığını sorunca o kimseden,

Dedi ki: (Bir incimi düşürdüm denize ben.)

 

Buyurdu: (Dünyâ malı değil mi o nihâyet.

Çok fenâdır dünyâya fazla sevgi, muhabbet.

 

Mâdem bunu, kendine ediyorsun tasa, gam,

Gel!) deyip, o kimseyi götürdü sâhile tam.

 

Seslendi: (Ey balıklar, Allahın izni ile,

O inciyi bulun da, getirip verin bize.)

 

Hemen binlerce balık, o denizin dibinden,

Ağızlarında “İnci”, çıktılar hepsi birden.

 

Birisinin ağzından, hemen alıp bir "İnci",

Verince, o kimsenin avdet etti sevinci.

Bir Önceki Sayfaya GiderBu Kitabın Ana Sayfasına GiderBir Sonraki Sayfaya Gider

Abdüllatif Uyan