|
22
- ALÎ SEMERKANDÎ
(Rahmetullahi Aleyh)
MÂNEVÎ EVLÂTLIK
İsfehân’da dünyâya gelen
bu mübârek zât,
Ankara, “Çamlıdere”
nâm yerde sürdü hayât.
İslâm âlimi olup,
velîydi hem kendisi.
Ve "hazreti Ömer"e
dayanır sülâlesi.
Kudüs, Mekke, Medîne,
Semerkant, Şam ve Irak,
Dolaştı bu yerleri, emri
mâruf yaparak.
En son "Çamlıdere"de
eyliyerek ikâmet,
Yüzotuz yaşlarında,
vefât etti nihâyet.
Tahsîlini bitirip,
Mekke’ye gitti önce.
Ve Mescid-i Harâm’da
imâmlık yaptı nice.
Sonradan kendisine
mânevî bir işâret,
Gelerek, Medîne’ye
hicret etti nihâyet.
Yedi yıl türbedârlık
icrâ edip Ravda’da,
"Hazreti Fâtıma"yı
gördü bir gün rüyâda.
Buyurdu:
(Git ki hemen huzûruna
Resûl'ün,
Mânevî evlâtlığa alacak
seni bu gün.)
Çok sevindi böyle bir
rüyâyı gördüğüne.
Koştu sabah "Ravda-i
mübârek"in önüne.
İki diz üzerine oturdu
hayâ edip.
Beklemeye başladı,
başını öne eğip.
Bir sevinç ve heyecân
sarmışken kendisini,
İşitti tam o anda
Peygamberin sesini.
Diyordu ki ki: (Yâ Alî,
şu andan îtibâren,
Mânevî evlâtlığa kabûl
ettim seni ben.
Sen, öyle bir beldeye
sefer et ki yâ Alî!
Gâyetle fakîr olsun o
yerdeki ahâlî.
Fakîrlik sebebiyle, bana
gelemiyenler,
O yerde seni gelip,
ziyâret eylesinler.
Mânevî bir evlâdım
olduğundan sen benim,
Onu, bana yapılmış gibi
kabûl ederim.)
Bunları işitince, çok
sevindi içinden.
Sonra da, ağlamaya
başladı sevincinden.
Bu mânevî emirle, sonra
bu mübârek zât,
Anadolu’ya doğru eyledi
bir seyâhat.
Ve nihâyet “Alanya”
nâm yere vardığında,
Gördü, biri ağlıyor
denizin kenarında.
Niçin ağladığını sorunca
o kimseden,
Dedi ki: (Bir incimi
düşürdüm denize ben.)
Buyurdu:
(Dünyâ malı değil mi o
nihâyet.
Çok fenâdır dünyâya
fazla sevgi, muhabbet.
Mâdem bunu, kendine
ediyorsun tasa, gam,
Gel!)
deyip, o kimseyi götürdü
sâhile tam.
Seslendi: (Ey
balıklar, Allahın izni
ile,
O inciyi bulun da,
getirip verin bize.)
Hemen binlerce balık, o
denizin dibinden,
Ağızlarında “İnci”,
çıktılar hepsi birden.
Birisinin ağzından,
hemen alıp bir "İnci",
Verince, o kimsenin
avdet etti sevinci. |