|
21
- ŞEMS-İ TEBRÎZÎ
(Rahmetullahi Aleyh)
ONU ŞEHÎD ETTİLER
Sultân Veled, durumu arz
edip "Tebrîzî"ye,
Yalvarınca (Efendim,
Konya’ya dönün!)
diye,
Onun bu ricâsını
kırmayıp, o da tekrar,
“Konya’ya dönmek için”
o anda verdi karar.
Sultân Veled, atına
bindirip "Şems"i
hemen,
Kendi, yaya olarak
yürüyordu peşinden.
"Şems" ısrâr ettiyse de
(Sen de ata bin!) diye,
O dedi: (Ata binmek,
yakışmaz bir köleye.)
Ona, gâyet hürmetkâr,
saygılı davranarak,
Kendi yaya yürüdü
dizginleri tutarak.
Konya'ya yaklaşınca,
biriyle "Mevlânâ"ya,
Bir haber gönderdi ki, (Giriyoruz
Konya’ya.)
Bu müjdeyi duyunca
"Mevlânâ" o kişiden,
Görülmemiş ihsânda
bulundu sevincinden.
Tellâllar bağırarak
Konya’nın her yanında,
“Şems’in teşrîf
ettiği” işitildi
ânında.
Başta Selçuk Sultânı ve
cümle vezîrleri,
Hem devlet erkânının
ileri gelenleri,
Ve bütün Konya halkı,
yaşlısıyle, genciyle,
Yollara döküldüler bir
bayrâm sevinciyle.
Hazreti Mevlânâ’nın
dostu olan bu "Şems"i,
Karşılamaya çıktı
insanların cümlesi.
Öğlen vakti, uzaktan
göründüler nihâyet.
Atın dizginlerini
tutardı Sultân Veled.
"Şems-i Tebrîzî"
ise, atının üzerinde,
Ağır ağır gelirdi, başı
hafif önünde.
"Mevlânâ", koştu
önce yanına üstâdının.
Hemen dizginlerine
yapışarak atının,
“Göz göze” geldi bir an,
"Şems-i Tebrîzî"
ile.
Öptü sonra elini sevinç
gözyaşlariyle.
Hâfızlar, tam o anda
Kur’âna başladılar.
O an, binlerce kişi bu
hâle ağlaştılar.
Cümle halk, sıra ile, bu
"İslâm büyüğü"nün,
Ellerini öperek
şereflendiler o gün.
Oradan, "Mevlânâ"nın
dergâhına geldiler.
Eski sohbetlerine yine
devâm ettiler.
Yine eskisi gibi,
girerek bir odaya,
Sohbete koyuldular gece
gün, doya doya.
Lâkin bâzı insanlar,
yine haddi aştılar.
Ve "Şems-i Tebrîzî"ye
kızmaya başladılar.
Bu dedikoduları, o da
duydu nihâyet.
Bunlara çok üzülüp,
dedi:
(Ey Sultân Veled!
Bizi, birbirimizden
ayıracaklar, ancak,
Bu seferki ayrılık, çok
acıklı olacak.)
Bir Perşembe gecesi,
kapıları vurulup,
"Şems"i dâvet
ettiler dışarıya bir
gurup.
Dışarı çıkar çıkmaz,
saldırıp ona bir an,
Hemen şehîd ederek,
kayboldular ortadan. |