|
21
- ŞEMS-İ TEBRÎZÎ
(Rahmetullahi Aleyh)
“ŞEMS! ŞEMS!” DİYE
AĞLARDI
"Şems-i Tebrîzî"
ile "Mevlânâ"
hazretleri,
Bir odada, günlerce
sürerken sohbetleri,
Bâzıları bu işi hiç
hazmedemediler.
"Şems" hakkında,
uygunsuz kelâmlar
söylediler.
Dediler:
(Ne zaman ki, Konya’ya
geldi bu zât.
Mevlânâ, bize artık hiç
etmiyor iltifât.
Gönlünü, tamâmiyle verip
o Tebrizliye,
Unuttu başkasını, sırt
çevirdi hem bize.)
"Şems-i Tebrîzî" dahî
işitti bu sözleri.
Böyle söyliyenlere
incindi gönülleri.
“Konya’dan ayrılmanın
zamanı geldi” deyip,
Şam’a gitti âniden, ona
vedâ eyleyip.
Çok üzüldü Mevlânâ onun
bu gidişine.
Şiddetle düştü onun “Ayrılık
ateşi”ne.
Onun firâkı ile
ağlıyordu rûz-ü şeb.
“Şems! Şems!”
diye söylenip, göz yaşı
dökerdi hep.
Kasîdeler düzerdi bu
firâk ateşiyle.
Büsbütün dertli oldu,
onun bu gidişiyle.
Göz yaşlarıyla dolu,
mektuplar yazıyordu.
Birbiri arkasına, Şam’a
gönderiyordu.
(Şems’i gördüm)
deseydi ona gelip bir
kimse,
Çok fazla hediyeler
verirdi o kimseye.
Velhâsıl bu ayrılık,
aylar sürdü böylece.
Onun hasreti ile,
ağlardı gün ve gece.
Artık dayanamayıp, verdi
ki şöyle karar:
“Oğlu Sultân Veled’i
göndersin Şam’a kadar.”
Hemen onu çağırıp,
buyurdu ki: (Evlâdım!
Şems’in ayrılığına hiç
kalmadı tâkatım.
Şimdi arzum şudur ki,
derhâl Şam’a gidesin.
Onu alıp, acele Konya'ya
getiresin.
Ey oğlum dinle beni,
Şam’a vardığın anda,
Onu, genç birisiyle
göreceksin bir handa.
Arz eyle kendisine selâm
ve hürmetimi.
Ve onun firâkıyle ne
hâle geldiğimi.
De ki: “Siz ayrılınca,
babam çok kaldı yalnız.
Yakıyor yüreğini sizin
bu firâkınız.
İstirhâmım şudur ki,
kırmayın beni lütfen.
Teşrîf edip, kurtarın
onu bu üzüntüden".)
Babasının bu emri üzere
"Sultân Veled",
Hazırlığını yapıp, yola
çıktı nihâyet.
Şam’a varıp, bir hana
girince sabah erken,
Gördü genç birisiyle onu
sohbet ederken.
Yanlarına yaklaşıp,
buyurdu ki: (Efendim!
Size, çok selâm ile
hürmet eder pederim.
Sizin firâkınızla öyle
bir hâldedir ki,
Artık hiç kalmamıştır
tahammülü, tâkati.
Avdet buyurursanız
Konya’ya şimdi eğer,
O da, bu hasretlikten
kurtulur, râhat eder.) |