|
21
- ŞEMS-İ TEBRÎZÎ
(Rahmetullahi Aleyh)
GAFLETTEN UYANMAK İÇİN
"Mevlânâ",
otururken bir havuz
kenarında,
Geldi "Şems-i Tebrîzî"
ve oturdu yanına.
Gördü ki, Mevlânâ'nın
yanında kitaplar var.
Onları göstererek, sordu
ki: (Nedir onlar?)
Arz etti ki: (Babamın
yazdığı kitaplardır.
Hepsi de inci gibi,
kıymette bî-bahâdır.)
"Şems" onları
isteyip, aldı kendi
eline,
Ve kaldırıp hepsini attı
suyun içine.
Mevlânâ çok üzülüp dedi:
(Eyvâh,
pederden,
Kalan kitaplarımın
tamâmı gitti elden.)
Lâkin "Şems-i Tebrîzî",
elini uzatarak,
Çıkardı herbirini hem de
“Kuru” olarak.
"Mevlânâ" görünce
hem ondan bu kerâmeti,
Daha da sağlam oldu ona
teslîmiyyeti.
Öyle ki, sarsılmaz bir
kale gibi oldu tam.
Sohbetine, daha çok “aşk
ile” etti devâm.
Evlâdı Sultân Veled, der
ki: (Şems-i Tebrîzî,
Ansızın gelip gördü bir
gün pederimizi.
Öyle ki, babam onun,
dururken huzûrunda,
Yok olmuştu gölgesi, o "Velî"nin
nûrunda.
Önce, herkes babama tâbi
iken, bu sefer,
Babam "Şems"e
uydu ve oldu onda
cansiper.
"Şems-i Tebrîzî"
ile "Mevlânâ"
hazretleri,
Sohbet ediyorlardı
geceleri ekserî.
Yine bir gün, gecenin
bir mehtaplı ânında,
Sohbet ediyorlarken
medresenin damında.
Baktı "Şems-i Tebrîzî"
etrâfına azıcık.
Buyurdu: (Hiçbir
evde görünmüyor az ışık.
Ölü gibi, gafletle
uyuyor bu kimseler.
Keşki kalkıp, Allaha
ibâdet eyleseler.
Zîrâ kim, az sıkıntı
çeker ise bu günde,
Görmez fazla ızdırap,
yârın mahşer gününde.)
O böyle söyleyince,
"hazreti Mevlânâ" da,
Ellerini kaldırıp duâ
etti o anda.
Dedi: (Şems-i
Tebrîzî hürmetine ilâhî!
Uyandır ölü gibi yatan
bu ahâlîyi.)
"Mevlânâ"
hazretleri edince böyle
duâ,
Başladı gök yüzünde
bulutlar toplanmaya.
Şimşek çakıp, kuvvetle
gök gürledi peşinden.
Uyandı şehir halkı, bu
gök gürlemesinden.
Civârdaki evlerden,
sesler yükseliyordu.
Herkes korkularından “Allah
Allah!” diyordu.
Hazreti Şems buyurdu:
(Nasıl şimdi insanlar,
Bu “Yalancı uyku"dan
bu sesle uyandılar.
“Hakîkî uyku"dan
da uyanmaları için,
Teveccühü gerekir bir
velîyyi kâmilin.
Bir “Allah adamı”nın
mevcûdiyeti ile,
Gafletten uyanırlar bir
şehir halkı böyle.) |