|
21
- ŞEMS-İ TEBRÎZÎ
(Rahmetullahi Aleyh)
MEVLÂNÂ İLE BULUŞMASI
"Hazreti Şems",
Konya’ya, Şamdan teşrîf
edince,
Şekerciler isminde bir
hana indi önce.
O sabah, han kapısı
önünde otururken,
"Mevlânâ", atı
ile geçti hanın önünden.
Bütün talebesi de,
ardınca gidiyordu.
Tam o hanın önünden
geçerken "Şems"i
gördü.
Bir anda, muhabbeti
doldurdu kalbini tam.
Sevgiyle selâm verip,
yoluna etti devâm.
Ve kendi kendisine
düşündü ki: “Bu kimse,
Hâllerinden, benziyor
yabancı bir kimseye.
Zîrâ hiç görmemiştim onu
ben bunca zaman.
Ne kadar da nûr yüzlü,
ne sevimli bir insan.”
Bu düşünceler ile
meşgûlken onun zihni,
"Şems" gelip,
tuttu birden atının
dizginini.
Baktı ki, biraz önce
gördüğü yabancıdır.
Dedi ki: (Buyurunuz, bir
arzunuz mu vardır?)
Buyurdu:
(İsminizi öğrenmektir
murâdım.)
Arz etti ki: (Mevlânâ
Celâleddîn’dir adım.)
O, duyunca "Mevlânâ
Celâleddîn" ismini,
Kalbinin derûnunda
hissetti sevgisini.
Bu sefer de, onu çok
merak edip Mevlânâ,
(Sizin ismi âlîniz
ne?) diye sordu ona.
(Şems-i Tebrîzî)
diye işitince o zâttan,
Sevinç ve heyecânla
sıçrayıp indi attan.
"İki dost"
kavuşmuştu nihâyet
birbirine.
Sevgiyle sarıldılar
hemen birbirlerine.
"Mevlânâ",
göstererek büyük hürmet,
îtibâr,
Berâber yürüdüler kendi
evine kadar.
Dedi ki: (Ey efendim,
burasıdır evimiz.
Sizin emrinizdeyiz çoluk
çocuk, hepimiz.
Ev, lâyık değilse de hiç
zât-ı âlînize,
Sâdık köle olmaya
çalışacağım size.
Kölenin nesi varsa, hep
Efendisinindir,
Çocuklar evlâdınız, bu
hâne de sizindir.)
Onu pek fazla sevip,
gösterdi saygı, edeb,
Yanından ayrılmayıp,
hizmetinde oldu hep.
Onun sohbetlerini, zevk
ile dinliyordu.
Yanından, bir an olsun
gitmek istemiyordu.
"Şems" dahî çok
sevmişti "hazreti
Mevlânâ"yı.
İkisi birleşince,
unuttular dünyâyı.
Bu iki sevgili dost,
çekilip bir odaya,
Hep sohbet ederlerdi,
baş başa, doya doya.
Hattâ öyle oldu ki,
Mevlânâ hazretleri,
Evden hiç çıkmıyordu, o
geleliden beri.
Öyle zevk alırdı ki onun
sohbetlerinden,
Ayrı kaldı bu yüzden
kendi talebesinden.
Gidemez oldu artık
onlara ders vermeye.
Ve çıkamaz olmuştu,
câmide vâzetmeye. |