|
21
- ŞEMS-İ TEBRÎZÎ
(Rahmetullahi Aleyh)
İŞ
BİZDEN ÇIKTI
"Şemseddîn-i Tebrîzî",
rüyâ görüp bir gece,
Konya’ya müteveccih,
çıkıp yola girince,
O sırada Konya’da, "hazreti
Mevlânâ" da,
Seyyid Burhâneddîn'den
ders okurdu orada.
O günlerde hocası, verip
ona icâzet,
Durmayıp, Kayseri'ye
dönmeye etti niyet.
Çok üzüldü "Mevlânâ"
onun bu karârına.
(Konya’da kalın!) diye
çok ısrâr etti ona.
Lâkin o buyurdu ki:
(Hiç üzülme, ol râhat.
Bu günlerde buraya,
gelir ki öyle bir zât,
Adı, "Şems-i
Tebrîzî",
büyük bir evliyâdır.
Buraya gelmek için,
şimdi o yollardadır.
Onunla olur senin, daha
da yükselişin.
Zîrâ ona havâle edildi
senin işin.)
"Şems-i Tebrîzî"
ise, aynı gün çıktı
yola.
Ve dinlenmek üzere, bir
yerde verdi mola.
Velâkin hangi hana
uğradıysa da, ancak,
Gördü ki, hiçbirinde
yoktu bir yer kalacak.
Bir câmiye gitti ve
yatsıyı etti edâ.
Cemâat dağılırken,
ediyordu o duâ.
Bitirince gördü ki,
kimse yok cemâatten.
Günlerce yürümekten çok
yorgun idi zâten.
Cübbesini çıkarıp, koydu
başı altına.
Uyurken, biri gelip
dikildi karşısına.
Câmide hizmet gören
kimse imiş o gelen.
Kapıyı kilitlemek üzere
gelmiş hemen.
Onu uyur görünce,
hiddetlendi o vakit.
Dedi ki: (Hiç câmide
uyunur mu, kalk da git!)
Buyurdu ki: (Garibim,
kimseye yok zararım.
Bırak da, bu câmide gece
sabahlıyayım.)
O dedi: (Kalk diyorum,
sinirlendirme beni!
Yoksa, zor kullanarak
çıkarmıyayım seni.)
Çok üzüldü onun bu kaba
davranışına.
Cübbesini toplayıp,
çıktı kapı dışına.
Lâkin o çıkar çıkmaz,
adama bir hâl oldu.
Nefes alamıyor ve sanki
boğuluyordu.
Bağırdı can havliyle:
(Boğuluyorum, imdât!)
İmâm sesi duyunca, koşup
geldi o sâat.
(Sana ne oldu?)
diye sorunca imâm ona,
Anlattı ne olduysa,
imâma baştan sona.
İmâm, onu dinleyip
öğrendi hâdiseyi.
Derhâl çıkıp aradı, o
mübârek kimseyi.
Ve yetişip dedi ki:
(O, câhil biri gâyet.
Bilmiyerek yapmıştır, ne
olur onu affet.)
Şemseddîn-i Tebrîzî,
dönüp baktı imâma.
Buyurdu ki:
(Kardeşim, iş bizden
çıktı ama.
Benim, o kimse için yok
bir şeyim yapacak.
Îmânla ölmesine duâ
ederim ancak.) |