|
21
- ŞEMS-İ TEBRÎZÎ
(Rahmetullahi Aleyh)
İYİ BİR DOST ARARDI
Evliyâyı kirâmdan, "Şemseddîn-i
Tebrîzî",
İnsanların kalbine
saçardı nûr ve feyzi.
Lâzım olan her ilmi,
henüz gençlik çağında,
"Baba Kemâl Cündî"nin
tahsîl etti yanında.
Üstün yaratılışı ve
kâbiliyetiyle,
Yüksek derecelere
kavuştu tez vakitte.
Hocasının yanında ilim
tahsîl ederken,
Bir arkadaşı vardı,
berâber tahsîl gören.
O kişi, zaman zaman,
mânevî hâllerini,
Şiirle, hocasına
bildirirdi hepsini.
Hocası "Baba Kemâl",
merak ederdi ki hep,
“Şemseddîn’de hiçbir hâl
hâsıl olmaz mı acep?"
Kendisini çağırıp, etti
ki ona suâl:
(Hiç hâsıl olmuyor mu
sende bir mânevî hâl?)
Dedi ki: (Daha fazla
hâsıl olur efendim.
Lâkin benim, şiire
yoktur kâbiliyyetim.)
Hocası buyurdu ki:
(Evlâdım, beni dinle.
Allah, sana öyle bir
dost verir ki ilerde,
Ne varsa tasavvufta
mârifet ve hakîkat,
Söyler senin nâmına o
dostun olacak zât.)
Yâni o, "Celâleddîn
Rûmî"yi işâretle,
Onu, tâ o zamandan
bildirdi kerâmetle.
Hocasından, "İlim"de
alınca icâzeti,
Sardı onu, bu ilmi yayma
aşk ve gayreti.
Bir ilim talebesi
duysaydı bir beldede,
Gidip, o talebeyi
okuturdu o yerde.
Yâni o, bir mahalde
kılmazdı aslâ karar.
Talebe bulmak için,
gezerdi diyâr diyâr.
Yorulmadan, yılmadan
gezince hayli sene,
“Uçan güneş”
dediler insanlar
kendisine.
Dolaşırken, hep duâ
ederdi ki bir yandan:
(Yâ Rab, ihsân et bana
iyi bir dost ve yârân.)
Her nereye gitseydi,
ederdi böyle duâ.
Nihâyet Şam’da iken,
gece gördü bir rüyâ.
Gâibden kendisine
denildi: (Ey Şemseddîn!
Kendine çok iyi bir
arkadaş ister idin.
Konya’da, "Celâleddîn
Rûmî" diye bir
kimse,
Var ki, git uğraş onun
iyi yetişmesiyle.)
O sabah, uyanınca bu
rüyâ âleminden,
Çok sevinip, Rabbine
şükreyledi kalbinden.
Düşündü ki: "Üstâdım
Baba Kemâl de bana,
Demişti: Kavuşursun
çok iyi bir yârâna."
"Celâleddîn Rûmî"yi
görmeden daha henüz,
Muhabbeti, kalbinde
eyledi tam teessüs.
Ve kendi kendisine dedi
ki bu hususta:
"Fedâ olsun bu canım,
böyle iyi bir dosta."
Rüyâyı görür görmez o
hazreti Şemseddîn,
O gün hareket etti,
Konya’ya varmak için. |