|
20
- HASAN SEZÂÎ EFENDİ
(Rahmetullahi Aleyh)
VÂLİ HAYRÂN OLDU
İki büyük zât vardı o
zaman "Edirne"de.
Biri "Hasan Sezâî",
öbürü "Enîs Dede".
Edirne’nin vâlisi,
çağırıp bir kimseyi,
Verdi ona, "Altın"la
dolu iki keseyi.
Dedi:
(Bir tânesini götür Enîs
Dede’ye.
İkincisini dahî, ver
Hasan Sezâî’ye.)
Maksadı şu idi ki,
"Bakalım bu velîler,
"Dünyâlık alırlar mı,
yoksa red mi ederler?"
O gelip, birinciyi verdi
"Enîs dede"ye.
Dedi: (Bunu vâlimiz,
etti size hediye.)
O, kabûl etmiyerek,
buyurdu ki:
(Kardeşim!
Dünyâlık şeyler ile
yoktur benim bir işim.
Selâmımı söyle ve de ki
benden vâliye.
Versin o altınları
fukarâ ahâliye.)
O kişi “Peki” deyip,
ayrıldı o velîden.
Ve "Hasan Sezâî"nin
dergâhına gelirken,
O sırada, dergâhın, bâzı
esnâf kimseye,
Borcu biriktiğinden,
gelmişler istemeye.
Lâkin bulamayınca
ödiyecek akçeyi,
Üzüntü kaplamıştı bu
yüzden talebeyi.
Fakat "Hasan Sezâî",
iltifât eyliyerek,
Oturttu her birini,
birer yer göstererek.
Buyurdu ki: (Bir
miktâr oturup
bekleyiniz.
Şimdi yolda geliyor
sizin akçeleriniz.)
Biraz sonra o kişi,
içeri attı adım.
Buyurdu:
(Biz de seni bekliyorduk
evlâdım.
Çabuk şu altınları ver
de bizim memura.
Ödesin borcumuzu şu
alacaklılara.)
Vâli merak ederek o
günki hâdiseyi,
Gelip ziyâret etti, önce
"Enîs Dede"yi.
Dedi: (Siz, altınları
almamışsınız, fakat,
Almış Hasan Sezâî, yok
mu bunda bir tezât?)
O, tebessüm ederek,
buyurdu ki:
(Ey vâli!
Allah adamlarının
değişiktir ahvâli.
O, bir “Bahr-ı
ummân”ı
andırır ki meselâ,
Az necâset düşse de,
kirletmez onu aslâ.)
Vâli, "Enîs Dede"nin
görüp tevâzûunu,
Anladı hakîkî bir evliyâ
olduğunu.
Ellerini öperek, çıktı
onun evinden.
Ve "Hasan Sezâî"nin
yanına geldi hemen.
Dedi ki: (Enîs Dede,
almadı o nîmeti.
Sizse kabûl ettiniz,
nedir bunun hikmeti?)
Buyurdu: (Bir "Zümrüd-ü
ankâ”dır
Enîs Dede,
Yükseklerde uçar hep, ne
işi var pis yerde.
Para, onun gözünde bir
“Leş”
tir ki, kokuşmuş.
Hiç tenezzül eder mi,
ona,
"Ankâ"
denen kuş?)
Bundan sonra vâlinin
daha arttı hayreti.
Çoğaldı bu zâtlara sevgi
ve muhabbeti. |