|
20
- HASAN SEZÂÎ EFENDİ
(Rahmetullahi Aleyh)
PİŞMÂN OLDULAR
O zamanlar o yerde, bir
“Kötü kadın”
vardı.
Fâsık kimseler ile, fenâ
işler yapardı.
Tövbe etti ise de o
hâllere iyice,
Çok tedirgin edildi,
ahlâksız kişilerce.
Günâh işlememeye azm
etmişti o, fakat,
Yine kötü kimseler oldu
ona musallat.
Yolda izde, devâmlı
peşinde dolaştılar.
Eski kötü yoluna çekmeye
uğraştılar.
Çâresiz geldi kadın bu
mübârek "Velî"ye,
Yalvardı: (Lütfen
beni bunlardan kurtar!)
diye.
Kadınlara mahsus bir
yeri vardı dergâhın.
Orada ikâmete devâm etti
bu kadın.
Tamâmen müstakil bir yer
idi ki o oda.
Gece gün, ibâdetle
meşgûl oldu orada.
Lâkin boş durmadılar o
fitneci kimseler.
Bu mübârek zât ile
uğraştılar bu sefer.
Günden güne azıtıp,
gittiler ileriye.
Çok çirkin iftirâlar
attılar bu "Velî"ye.
Ve bir gece, dergâhın
kapısına geldiler.
Bir “Geyik boynuzu”nu
asıp geri gittiler.
Bu fitne, dalga dalga
şehre yayılıyordu.
O ise sabrediyor,
karşılık vermiyordu.
Çok geçmeden, şehirde
tam bir “Uyuz”
illeti,
Çıkarak, kırdı bütün bu
fitneci milleti.
Kim bu dedikoduyu
söylemiş ve yaymışsa,
Ve her kim dinleyip de,
bunlara inanmışsa,
Bu hastalık, sâdece
onlara geliyordu.
Bundan, diğer insanlar
hiç etkilenmiyordu.
Ölüyordu sonunda bu
illete tutulan.
Zîrâ bu hastalığa, yoktu
bir çâre bulan.
Affı ve merhameti çok
olan bu "Velî"
zât,
Acıdı, şefkat etti
onlara yine bizzât.
Girdi bir gün kahveye,
tebdîl-i kıyâfetle.
Oturup, dertlerini
dinledi merhametle.
Dedi: (Hasan
Sezâî, bu uyuz
illetinin,
İlâcını biliyor, isteyin
ondan gidin.)
Ertesi gün cümle halk,
ondan ilâç almaya,
Sabahın erkeninde,
koştular o dergâha.
O ise, kazıyarak o "Geyik
boynuzu"ndan,
Her birine, bir miktâr
veriyordu tozundan.
Hakâret maksadıyla
kapıya astıkları,
O boynuz “İlâç”
olup, râhatlattı onları.
O tozu kim sürerse bir
uyuzlu yaraya,
Allahın izni ile
kavuşurdu şifâya.
Yaptıkları hatâyı
bildiler gâyet iyi.
Hepsi tövbe ederek,
bıraktılar fitneyi.
Sonra, aralarında çok
para topladılar.
Dergâhın kapısına, bir “Çeşme”
yaptırdılar. |