|
19 - AZÎZ MAHMÛD HÜDÂYÎ
(Rahmetullahi Aleyh)
PÂDİŞÂHIN RÜYÂSI
Osmânlı pâdişâhı bulunan
“Sultân Ahmet”,
Şöyle bir rüyâ görüp,
meraklandı be gâyet.
“Bir küffâr kralıyla
tutuşmuş güreşiyor.
Lâkin sırtı üzeri, kendi
yere düşüyor.”
Sabah uyandığında, düştü
bir sıkıntıya.
Zîrâ zâhir mânâda, “Korkunç”
idi bu rüyâ.
Hemen mektup gönderdi
“Hazreti Hüdâyî”ye,
(Gördüğüm bu rüyânın
tâbiri nedir?) diye.
Haberci, bu mektûbu
cebine koydu hemen.
Geldi bu evliyânın evine
gecikmeden.
Üsküdar yakasında
bulunan o dergâha,
Varıp da, kapısını
çalmadan henüz daha,
Hânegâhın kapısı açıldı
tam o sâat.
Elinde bir "Zarf”
ile, çıktı o mübârek
zât.
Sultânın mektûbunu
alarak o kişiden,
“Cevâbî mektûbu"nu verdi
ona peşinden.
Buyurdu:
(Bu mektûbu arz et
kendisine ki,
Gönderdiği mektûba
cevaptır içindeki.)
O, şaşkınlık içinde o
mektûbu alarak,
Avdet etti saraya, gâyet
meraklanarak.
Sür'atle gelir gelmez
sultânın huzûruna,
Aldığı o mektûbu,
çıkarıp verdi ona.
Pâdişâh, heyecânla okudu
o nâmeyi.
Şöyle tâbir etmişti
rüyâyı büyük velî:
(İnsanın vücûdunda,
elbette cenâb-ı Hak,
“Sırtı”nı
yaratmıştır en kuvvetli
olarak.
Cansız mahlûklarda da,
yine bu vaziyette,
“Toprak”
yaratılmıştır en ziyâde
kuvvette.
Şevketli pâdişâhın
gördükleri bu rüyâ,
İle, bu iki kuvvet,
gelmiştir bir araya.
Bu da, rüyâ ilminde
“Kuvvet”e işârettir.
Yâni pâdişâhımız “gâlip
gelir” demektir.)
Pâdişâh, bu tâbiri
okuyup pek beğendi.
(Gördüğümüz rüyânın
tâbiri budur) dedi.
Hemen emir verdi ki:
(Hazreti Hüdâyî’ye,
Tarafımdan “Bin altın”
götürülsün hediye.)
Hazreti Hüdâyî'nin
zevcesi de tam o an,
Evde yakınıyordu ona,
“El darlığı”ndan.
Diyordu: (Ay
efendi, çocuğumuz
olacak.
Bir bez parçası bile yok
yavruyu saracak.)
O bunları söylerken,
çalındı kapıları.
Saraydan biri gelip, arz
etti altınları.
Azîz Mahmûd Hüdâyî, “Bin
altın”ı alarak,
Getirip, hanımının önüne
bırakarak,
Buyurdu ki: (Ey
hanım, işte sana
dünyâlık.
Sultânımız göndermiş,
üzülme gayri artık.) |