ŞİİRLERLE MENKIBELER

ANADOLU EVLİYÂLARI

 

1.Cild

 Kitap       Web

2.Cild

 

Peygamber (Aleyhisselâm) Efendimizin Hayatı

 

03 -

Peygamberler

04 -

Dört Büyük Halife

 

 

05 -

Eshâb-ı Kiram

06 -

Büyük İmâmlar

 

 

07 -

Anadolu Evliyâları

08 -

Buhârâ Evliyâları

 

 

09 -

Horasan Evliyâları

10 -

Rehber İnsanlar

 

11 -

Güzel Nasihatlar

12 -

İmân ve Namaz

19 - AZÎZ MAHMÛD HÜDÂYÎ (Rahmetullahi Aleyh)

CİĞER SAT SOKAKLARDA

 

Bir hayli tesirinde kalmıştı hâdisenin.

Ertesi gün, evine gitti “Mehmed Dede”nin.

 

Dedi: (Ey Mehmed Dede, geldim ki bugün size,

Beni de alasınız yüksek hizmetinize.)

 

Dedi ki: (Ben değilim sizin aradığınız.

O zât Üftâde’dir ki, hemen ona varınız.)

 

Hânesine gelerek, hazırlattı atını.

Ve giydi arkasına sırmalı kaftanını.

 

Bir seyisini dahî yanına alaraktan,

"Üftâde dergâhı"na koşturttu atı o an.

 

Dergâha az mesâfe kalmıştı ki, o ara,

Atının ayakları saplandı kayalara.

 

Bileklerine kadar battı ve kaldı atı.

Uğraşıp, çıkarmaya yetişmedi tâkatı.

 

Mecbûren indi yere, hayreti arttı daha.

Sırmalı kaftanıyla yürüdü o dergâha.

 

Vardığında gördü ki, "Üftâde hazretleri",

Çapa yapıyor idi bahçede bâzı yeri.

 

Üzerinde, eski bir hırka vardı o zaman.

"Hüdâyî"yi görünce, hitâb etti uzaktan:

 

(Ey Bursa’nın kadısı, sen bu saltanatınla,

Niçin geldin buraya kaftanınla, atınla?

 

Öyle zannederim ki, yanlış yere geldiniz.

Bu ev yokluk evidir, değil sizin yeriniz.)

 

Dedi ki: (Ey efendim, neyim varsa dünyâlık,

Hepsini, bu eşikte terk eyledim ben artık.

 

Yeter ki kabûl edin beni dahî bu eve.

Her ne emrederseniz, yaparım seve seve.)

 

Buyurdu: (Öyle ise, kadılığı atarak,

Sırmalı kaftanınla ciğer sat bağırarak.)

 

Azîz Mahmûd Hüdâyî, "Peki" deyip hemence,

Sokak sokak dolaşıp, ciğer sattı günlerce.

 

O, bir müddet yapınca “Ciğer satma” işini,

Verdi ona üstâdı "Helâ temizliği"ni.

 

Bunu dahî severek yapınca o bir müddet,

Husûsî hizmetiyle şereflendi nihâyet.

 

Her sabah, abdest için varıp hücrelerine,

Isıtıp, su dökerdi mübârek ellerine.

 

Bir sabah da, ibrikle odaya girdi, lâkin,

Hiç vakit kalmamıştı suyu ısıtmak için.

 

Telâşlanıp, ibriği basıverdi böğrüne.

Üstâdı (Dök!) deyince, döküverdi eline.

 

"Muhabbet ateşi"yle ısınmıştı meğer su.

Üftâde hazretleri, anladı bu husûsu.

 

Buyurdu ki: (Evlâdım, başka hâl var bu işte.

Zîrâ bu, ısınmamış bildiğimiz ateşle.

 

Bu, gönül ateşinde ısınmışa benziyor.

Ve senin kemâlini bize haber veriyor.)

Bir Önceki Sayfaya GiderBu Kitabın Ana Sayfasına GiderBir Sonraki Sayfaya Gider

Abdüllatif Uyan