ŞİİRLERLE MENKIBELER

ANADOLU EVLİYÂLARI

 

1.Cild

 Kitap       Web

2.Cild

 

Peygamber (Aleyhisselâm) Efendimizin Hayatı

 

03 -

Peygamberler

04 -

Dört Büyük Halife

 

 

05 -

Eshâb-ı Kiram

06 -

Büyük İmâmlar

 

 

07 -

Anadolu Evliyâları

08 -

Buhârâ Evliyâları

 

 

09 -

Horasan Evliyâları

10 -

Rehber İnsanlar

 

11 -

Güzel Nasihatlar

12 -

İmân ve Namaz

18 - ABDÜLEHAD NÛRİ (Kuddise Sirruh)

BİR DUÂSI İLE

 

Bir kadı var idi ki “Abdurrahmân” isminde,

Çok kadılık yapmıştı Kudüs ve Kâhire'de.

 

Evi de, "Abdülehad Efendi" dergâhının,

Bitişiğinde olup, âşığıydı bu zâtın.

 

O, bir gün heyecânla gelerek bu “Velî”ye,

Yalvardı (Oğlum için bir duâ edin) diye.

 

Oğlu, "Tâun" derdine birden yakalanmıştı.

Diğerleri hep ölmüş, tek bu oğlu kalmıştı.

 

Cevâben buyurdu ki: (Ben, âciz bir kimseyim.

Onun kurtulmasına, yok elimde bir şeyim.)

 

Sonra geçti içeri, iki rekât bir namâz.

Kılıp, Hak teâlâya eyledi duâ, niyâz.

 

Sonra kalkıp dedi ki: (Oğlunuz buldu sıhhat.

Evinde, elbiseyle dolaşıyor şu sâat.)

 

Ayrılıp, sevinerek evine geldi kadı.

Gördü ki, hakîkaten sıhhat bulmuş evlâdı.

 

Yine bu velî zâtın vardı bir talebesi,

Çok idi üstâdına bağlılığı, sevgisi.

 

Bu talebe, zamanla ederek sa'y-ü gayret,

Çalışıp, kadılığa yükseldi en nihâyet.

 

Sonra tâyin olundu bir yere "Kadı" diye.

O yere gitmek için, gidip bindi gemiye.

 

Az sonra bir fırtına, bir rüzgâr bindirerek,

Parçalandı gemide ne varsa yelken, direk.

 

Ediyorken her kişi âh-ü figân ve feryât,

Yetişti o sırada “hazret-i Abdülehad”.

 

Yolculara görünüp, buyurdu: (Ey insanlar!

Niçin bağırırsınız, ne bu feryât figânlar?

 

Deniz de bir mahlûktur, yapar emredileni.

Kurtarır Hak teâlâ elbet "Allah" diyeni.)

 

Sonra nidâ etti ki: (Ey fırtına, ey rüzgâr!

Hemen sâkin olun ki, kurtulsun bu insanlar.)

 

O, Allah'a sığınıp edince böyle niyâz,

Deniz, sâkinleşti ve insanlar oldu halâs.

 

Bir gün de vezîrlerden birisi, bu “Velî”ye,

Bir kese "Altın" alıp, etti ona hediye.

 

Daha sonra oturup, dinledi sohbetini.

Lâkin şöyle düşünüp, çok beğendi kendini:

 

"Bu kadar çok kıymetli, hem bu kadar çok fazla,

Hediyeyi, hiç kimse kimseye vermez aslâ."

 

Böyle düşündüğünü anlayıp o velî zât,

Sohbetini keserek, vezîre döndü bizzât.

 

Buyurdu ki: (Ey vezîr, getirdiğin bu altın,

İle minnet etmeye kalkışma bize sakın.

 

“Toprak” ile farksızdır bizce bunlar, tamam mı?)

Der demez "Toprak" oldu altınların tamâmı.

 

Vezîr, düşündüğüne utandı, oldu tuhaf.

Huzûruna giderek, yalvarıp diledi af.

Bir Önceki Sayfaya GiderBu Kitabın Ana Sayfasına GiderBir Sonraki Sayfaya Gider

Abdüllatif Uyan