|
18 - ABDÜLEHAD NÛRİ
(Kuddise Sirruh)
BİR DUÂSI İLE
Bir kadı var idi ki
“Abdurrahmân” isminde,
Çok kadılık yapmıştı
Kudüs ve Kâhire'de.
Evi de, "Abdülehad
Efendi" dergâhının,
Bitişiğinde olup,
âşığıydı bu zâtın.
O, bir gün heyecânla
gelerek bu “Velî”ye,
Yalvardı (Oğlum için
bir duâ edin) diye.
Oğlu, "Tâun"
derdine birden
yakalanmıştı.
Diğerleri hep ölmüş, tek
bu oğlu kalmıştı.
Cevâben buyurdu ki:
(Ben, âciz bir kimseyim.
Onun kurtulmasına, yok
elimde bir şeyim.)
Sonra geçti içeri, iki
rekât bir namâz.
Kılıp, Hak teâlâya
eyledi duâ, niyâz.
Sonra kalkıp dedi ki: (Oğlunuz
buldu sıhhat.
Evinde, elbiseyle
dolaşıyor şu sâat.)
Ayrılıp, sevinerek evine
geldi kadı.
Gördü ki, hakîkaten
sıhhat bulmuş evlâdı.
Yine bu velî zâtın vardı
bir talebesi,
Çok idi üstâdına
bağlılığı, sevgisi.
Bu talebe, zamanla
ederek sa'y-ü gayret,
Çalışıp, kadılığa
yükseldi en nihâyet.
Sonra tâyin olundu bir
yere "Kadı" diye.
O yere gitmek için,
gidip bindi gemiye.
Az sonra bir fırtına,
bir rüzgâr bindirerek,
Parçalandı gemide ne
varsa yelken, direk.
Ediyorken her kişi âh-ü
figân ve feryât,
Yetişti o sırada “hazret-i
Abdülehad”.
Yolculara görünüp,
buyurdu: (Ey insanlar!
Niçin bağırırsınız, ne
bu feryât figânlar?
Deniz de bir mahlûktur,
yapar emredileni.
Kurtarır Hak teâlâ elbet
"Allah" diyeni.)
Sonra nidâ etti ki: (Ey
fırtına, ey rüzgâr!
Hemen sâkin olun ki,
kurtulsun bu insanlar.)
O, Allah'a sığınıp
edince böyle niyâz,
Deniz, sâkinleşti ve
insanlar oldu halâs.
Bir gün de vezîrlerden
birisi, bu “Velî”ye,
Bir kese "Altın"
alıp, etti ona hediye.
Daha sonra oturup,
dinledi sohbetini.
Lâkin şöyle düşünüp, çok
beğendi kendini:
"Bu kadar çok kıymetli,
hem bu kadar çok fazla,
Hediyeyi, hiç kimse
kimseye vermez aslâ."
Böyle düşündüğünü
anlayıp o velî zât,
Sohbetini keserek,
vezîre döndü bizzât.
Buyurdu ki: (Ey
vezîr, getirdiğin bu
altın,
İle minnet etmeye
kalkışma bize sakın.
“Toprak” ile farksızdır
bizce bunlar, tamam mı?)
Der demez "Toprak" oldu
altınların tamâmı.
Vezîr, düşündüğüne
utandı, oldu tuhaf.
Huzûruna giderek,
yalvarıp diledi af. |