|
18 - ABDÜLEHAD NÛRİ
(Kuddise Sirruh)
SUÇ KİMİNDİR?
"Abdülehad Efendi"
sâhib-i kerâmetti.
Bir gün, talebesinden,
bir hizmet ricâ etti.
Üsküdar’da bir işin
hâlledilmesi için,
Oraya gitmesini istedi
bir kişinin.
Velâkin vardı o gün çok
fırtına ve rüzgâr.
Böyle fırtınalarda
çalışmazdı kayıklar.
Talebeler, bilince bu
hâlini denizin,
"Peki"
diyemediler karşıya
geçmek için.
Ve lâkin bir tânesi
vardı ki talebeden,
Üstâdının emrine, "Peki!"
dedi o hemen.
Abdülehad Efendi, memnun
oldu gâyetle.
Buyurdu ki: (Evlâdım,
git ve gel selâmetle.)
Bu hayır duâsını alınca
mürşidinin,
Gitti Eminönü'ne,
karşıya geçmek için.
Yüz'e yakın kayıkçı var
idi o gün, fakat,
Hiç birisi, bu işe
etmedi muvâfakat.
Dediler ki: (Evlâdım,
baksana şu rüzgâra.
Bu fırtınalı günde, kim
geçer Üsküdar'a?)
Lâkin o, duymuyordu
onların dediğini.
Yapmaya kararlıydı
üstâdının emrini.
Dedi: (Mâdem
bu işi verdi bana
üstâdım,
Öyleyse Allah bana,
elbette eder yardım.)
Nihâyet bir kayıkçı,
ondaki bu ihlâsı,
Farkedip, Üsküdar'a
gitmeye oldu râzı.
Ve onu bindirince
çağırıp kayığına,
Bütün şiddeti ile,
sürüyordu fırtına.
Lâkin bir "Ok atımı"
yol almamışken henüz,
Fırtına sâkinleşip,
sütlimân oldu deniz.
Çok kısa bir zamanda,
gidip avdet ettiler.
Olmadı bu arada bir
üzüntü ve keder.
Talebe, üstâdına gelip
bilgi verince,
Üstâdı, onun için duâlar
etti nice.
O talebe diyor ki: (Alınca
bu duâyı,
Kalbim zikreder oldu her
an Hak teâlâyı.)
“Abdülehad Efendi”,
bir câmide nasîhat,
Ederken, kürsüsüne
pusula koydu bir zât.
Üzmek için yazmış ki:
(Sizin, “Gavs”
olduğunuz,
İnsanlar arasında
söyleniyor bâhusus.
Senin, bir “Gavs”
olduğun doğru ise eğer
ki,
Şu câminin içinde, beni
sen öldür peki.)
Bu yazıyı okuyup,
tefekkür etti biraz.
Buyurdu: (Sübhânallah,
bu bize bir îtirâz.
Biz, âciz kuluz ama,
gavs biliyor bizi halk.
Lâkin mahcûb etmesin
onları cenâb-ı Hak.)
Evliyâ, hiç kimseye
vermez hiç ezâ, cefâ.
Onu üzseler bile, o,
affeder her defâ.
Lâkin onlar, kınından
çıkmış "Kılıç"
gibidir.
Sen gidip o kılıca
çarparsan, suç kimindir?
O sırada câmide,
işitildi bir feryât.
O notu yazan kişi, düştü
ve etti vefât. |