ŞİİRLERLE MENKIBELER

ANADOLU EVLİYÂLARI

 

1.Cild

 Kitap       Web

2.Cild

 

Peygamber (Aleyhisselâm) Efendimizin Hayatı

 

03 -

Peygamberler

04 -

Dört Büyük Halife

 

 

05 -

Eshâb-ı Kiram

06 -

Büyük İmâmlar

 

 

07 -

Anadolu Evliyâları

08 -

Buhârâ Evliyâları

 

 

09 -

Horasan Evliyâları

10 -

Rehber İnsanlar

 

11 -

Güzel Nasihatlar

12 -

İmân ve Namaz

18 - ABDÜLEHAD NÛRİ (Kuddise Sirruh)

İLÂÇLAR FAYDA VERMEZ

 

"Abdülehad Nûri" ki, büyük bir evliyâdır.

Hâl ehli kimse olup, kerâmetleri vardır.

 

Peygamber-i zîşân'ın mânevî emri ile,

İstanbul'dan, bir ara yollandı "Midilli"ye.

 

Orada, "Yetmiş kişi" vardı ki gayri müslim,

Onun vâsıtasıyla oldular hâlis mü'min.

 

Bu “Velî”, İstanbul'un Sultânahmet, Bâyezit,

Gibi câmilerinde vâ'zederdi çok vakit.

 

Vefâtı yaklaşınca, son verip bu derslere,

Kendisini, tamâmen verdi ibâdetlere.

 

O sene Muharremde, râhatsız oldu biraz.

Hekimler ilâç yapıp, eylediler ona arz.

 

Lâkin kabûl etmeyip, almadı hiç bir ilâç.

Buyurdu ki: (Bunlara, şimdi yoktur ihtiyâç.)

 

Hekimler, hayret edip verdiği bu cevâba,

Dediler ki: (Efendim, hikmet nedir acabâ?)

 

Buyurdu: (Hiç bir ilâç fâide vermez artık.

Zîrâ biz, âhirete gitmeye dâvet aldık.)

 

Hastalığı, gün be gün ziyâde oldu daha.

Ve yedi gün sonunda, vâsıl oldu Allaha.

 

Bu mübârek “Velî”nin gaslini yapan kimse,

Diyor ki: (Oldu o gün acâyip bir hâdise.

 

Ne tarafa çevirmek isteseydim onu ben,

Dönerdi o tarafa, hemen kendiliğinden.)

 

Talebesi içinde, "Hacı Sâdık Efendi",

Bir sene, Beytullah'a gitmeye niyetlendi.

 

Hocasından müsâde alan bu Hacı Sâdık,

Bir kervana katılıp, yollara düştü artık.

 

Lâkin yolda giderken, her tehlike ânında,

"Abdülehad Nûri"yi görüyordu yanında.

 

Bu şekilde Kâbeye vâsıl oldu nihâyet.

Onu, o yerde dahî görünce etti hayret.

 

Haccını edâ edip, geriye geldiğinde,

Baktı, Hacca gitmemiş, oturuyor evinde.

 

Bir gün de, bu “Velî” zât, bâzı sevdikleriyle,

Boğaza gitmiş idi, gezinmek gâyesiyle.

 

Sonra, sohbet eyledi bir yerde oturarak.

Dinliyenler, neş’e ve sürûra oldular gark.

 

Birisi arz etti ki: (Bâzı eski velîler,

Altın'a çevirirmiş toprağı, isteseler.)

 

“Abdülehad Efendi”, dönüp o sevdiğine,

Bir avuç “Toprak” alıp, koydu onun eline.

 

Hayret içerisinde gördü ki o sevdiği,

Ânında vâki oldu az önce söylediği.

 

Yâni "Altın" olmuştu elindeki o toprak.

Hepsi de gördü bunu âşikâre olarak.

 

O böyle dediğine utandı fevkalâde.

Bu “Velî”ye sevgisi, arttı daha ziyâde.

Bir Önceki Sayfaya GiderBu Kitabın Ana Sayfasına GiderBir Sonraki Sayfaya Gider

Abdüllatif Uyan