|
16 - AHMED-İ KUDDÛSÎ
(Rahmetullahi Aleyh)
AVCUMDA NE VAR?
Bir gün vâli’nin biri,
bir şey alıp avcuna,
Bilcümle memurları,
çağırdı huzûruna.
Dedi ki:
(Şu avcumda, bir şey
gizliyorum ben.
Bunun ne olduğunu, var
mıdır acep bilen?)
Her biri, tahmînini arz
etti kendisine.
Lâkin avcundakini
bilemediler yine.
Bulunurdu orada, “Ahmed
Kuddûsî” dahî.
Avcundaki o şeyi, ona da
sordu vâli.
Buyurdu:
(Göz gezdirdim, dünyâyı
bu arada.
Bir balık, yavrusunu
arıyordu deryâda.)
Bir "Yavru balık"
vardı, avcunda
hakîkaten.
Onun firâsetine hayrân
oldu gönülden.
Sarayda kalmasını teklîf
etti bir müddet.
Lâkin o istemeyip,
nâzikçe eyledi red.
Bir süre İstanbul'da
kalarak, sonra yine,
Müsâde istiyerek, döndü
memleketine.
İki memur gönderip bu
zâta yine Sultân,
Bilgi almak istedi
"Maddî sıkıntısı”ndan.
Gönderdi hem onlarla,
bir miktâr "Altın,
Para".
Onlar, bu altınlarla
geldiler derhâl Bor'a.
Memurlar geldiğinde, o,
bahçe belliyordu.
Maksatlarını dahî çok
iyi biliyordu.
Buyurdu:
(İstanbul'dan, benim
için geldiniz.
Lâkin bizim sizlerden,
yoktur bir isteğimiz.)
Memurlar dediler ki:
(Biz, emirle gelmiştik.
Ve size, pâdişâhtan para
da getirmiştik.)
Kuddûsî Hazretleri sükût
etti o ara,
(Açın eteğinizi)
dedi o memurlara.
Sonra yerden eğilip,
küreğini alarak,
Döktü eteklerine, bir
kürek "Kuru toprak".
Topraklar, memurların
eteğine düşünce,
Kudret-i ilâhiyle, "Altın"
oldu hemence.
Memurlar bunu görüp,
şaşkın hâle geldiler.
Zîrâ görmemişlerdi
dünyâda böyle şeyler.
Kuddûsî Hazretleri,
buyurdu ki bu kere:
(Dökün eteğinizde ne
varsa şimdi yere.)
Onlar, o "Altınlar”ı
dökünce yere o an,
Gördüler ki, altınlar
oldu hep "Yılan,
Çıyan".
Memurlar, bunu dahî
görüp hayret ettiler.
(Siz nasıl isterseniz,
öyle olsun) dediler.
Buyurdu: (Evlâtlarım,
sizler de gördünüz ya,
İşte böyle görünür,
gözümüze bu dünyâ.)
Ve lâkin "Fukarâya
dağıtırız" diyerek,
Verdikleri parayı, aldı
duâ ederek.
Bir gün, sevdiklerine
buyurdu ki: (Ey insan!
Rabbine ibâdet et,
geçiyor çünkü zaman.
Bilmeden amel olmaz, bu
din, "Bilmek"
dînidir.
Dîni öğrenmek ise, "Amel
etmek" içindir.
Amel de, “Allah için”
yapılır ihlâs ile.
Kullar beğensin diye
yapılırsa, nâfile.) |