|
16 - AHMED-İ KUDDÛSÎ
(Rahmetullahi Aleyh)
YÂ HAZRET-İ MEVLÂNÂ!
Bir gün "Ahmed
Kuddûsî" teşrîf edip
Konya'ya,
Ziyârete gelmişti,
“Hazret-i Mevlânâ”ya.
Ve lâkin o türbeye vâsıl
olduğu zaman,
Türbedâr, kapıları
kilitliyordu o an.
Açmasını ne kadar ricâ
etti ise de,
Türbedâr inâd edip,
açmamıştı yine de.
Lâkin “Ahmed Kuddûsî”,
etmedi fazla ısrâr.
O anda, düşünmeden,
şunları etti ikrâr:
(Sensin velîler şâhı yâ
Hazret-i Mevlânâ!
Sen, gönüller sultânı,
yâ Hazret-i Mevlânâ!
Bir garip âvâreyim,
günâhkâr bî-çâreyim.
Âsî, yüzü kâreyim, yâ
Hazret-i Mevlânâ!
Senin, büyüktür şânın,
mahbûbusun Allah'ın.
Dâr-ül emân dergâhın, yâ
Hazret-i Mevlânâ!
Sen, şol ulu sultânsın
ve server-i merdânsın.
Hem mâden-i irfânsın, yâ
Hazret-i Mevlânâ!
Tâ çocukken ey sultân,
eflâki ettin seyrân.
Melekler oldu hayrân, yâ
hazreti Mevlânâ!
Âriflerin sultânı,
dertlilerin dermânı,
Kuddûsî'nin cânânı, yâ
Hazret-i Mevlânâ!
Muhtâcınam in'âm et,
ihsânını tamâm et.
Misâfirim, kabûl et, yâ
Hazreti Mevlânâ!)
Son beyti söyleyince
Kuddûsî hazretleri,
Türbedârın, hayretten
açık kaldı gözleri.
Zîrâ açıldı kapı, hem de
kendiliğinden.
Ve “Hazret-i Kuddûsî”,
içeri girdi hemen.
Ziyâreti yaparak Kuddûsî
hazretleri,
Hiçbir şeyden habersiz,
Niğde'ye döndü geri.
Zîrâ o, kendisinden
geçmiş idi o ara.
Bunun için hiçbir şey
demedi türbedâra.
Ertesi gün, bu işi
işiten mevlevîler,
Bunun "Kim?"
olduğunu hemen tahmîn
ettiler.
Dediler:
(Olsa olsa, bu, Bor'lu
Kuddûsî'dir.
Zîrâ bu güzel hâller,
ancak onun işidir.)
Bu zât, bir sohbetinde
buyurdu ki: (Bir kimse,
Allahü teâlâ'ya, ibâdet
eder ise,
Dünyâda, işlerini kolay
ve âsân eder.
Kabirde ona acır,
âhirette affeder.
İbâdeti “İhlâs”la
yaptıktan sonra insan,
Her ne gelse iyidir,
bilmeli nîmet, ihsân.
İhlâs elden giderse, o
zaman çok zor olur.
Zîrâ ihlâs olmazsa,
bulunmaz râhat, huzûr.
Hak teâlâ, kulları
yarattı tek şey için.
Ki, ibâdet etsinler
kendisine ins ve cin.
Kullar, O’na ihlâsla
ederlerse ibâdet,
İhsân eder onlara,
ebediyyen bir Cennet.
Kendisi buyurur ki:
“Söz veriyorum size.
İbâdet ederseniz, Cennet
var hepinize.”
Yine buyuruyor ki
Kur'ânda Hak teâlâ:
“Allah, verdiği sözden,
vâdinden dönmez aslâ.”) |