|
13 - YAHYÂ EFENDİ
(Rahmetullahi Aleyh)
GÖRDÜĞÜN HIZIR İDİ
Osmânlı pâdişâhı Kânûnî
zamanında,
“Yahyâ Efendi”
diye, vardı ki bir
evliyâ,
Sultân, "Ağabey"
diye, ona hitâb ederdi.
Büyük zât olduğunu
bilir, hürmet ederdi.
Bu zât, Hak teâlânın
kudret ve izni ile,
Sık sık görüşür idi,
hazreti “Hızır”
ile.
Sultân da bu durumu çok
iyi biliyordu.
Kendisi de “Hızır”la
görüşmek istiyordu.
Bir akşam, kayık ile
çıkmışken gezintiye,
Yanaştırdı kayığı bir
ara Ortaköy'e.
Ve “Yahyâ Efendi”ye
gönderdi ki bir haber,
O da gelip bulunsun
kendisiyle berâber.
“Yahyâ Efendi” dahî onun
ricâsı ile,
Gelip bindi kayığa,
yanında “Bir kişi”yle.
Sultânın parmağında, o
an bir “Yüzük”
vardı.
O kişi, dikkatlice o
yüzüğe bakardı.
Velâkin farkedince bunu
Sultân Süleymân,
Hemence o yüzüğü çıkarıp
parmağından,
Dedi ki:
(Siz gâlibâ bunu merak
ettiniz.
Alıp, daha yakından
bakıp inceleyiniz.)
“O zât” aldı
yüzüğü, evirip
çevirerek,
Atıverdi denize, hem de
gülümsiyerek.
“Yahyâ Efendi” hâriç,
kayıkta bulunanlar,
Çok hayret ettiler ki,
“O niçin böyle yapar?”
Biraz sonra “O kişi”
inmek arzu edince,
Pâdişâh, (Yanaş!)
dedi kayıkçıya hemence.
O kişi, tam inerken, bir
avuç “Su" alarak,
Uzattı pâdişâh'a, göz
altından bakarak.
Avcundaki o suda, attığı
"Yüzük" vardı.
Pâdişâh bunu görüp,
hayretten dona kaldı.
Tutmak istediyse de, o “Kişi”nin
elinden,
Lâkin o zât, bir anda,
kayboldu göz önünden.
O zaman sordu sultân,
Yahyâ Efendiye ki:
(Ağabey ne oluyor, bu
olanlar nedir ki?)
Cevâbında: (O kişi,
Hızır idi) deyince,
Dedi: (Bunu, ne
için demedin daha önce?)
Buyurdu:
(O, kendini tanıttı
hükümdârım.
Lâkin siz tanımakta geç
kaldınız, n'âpayım?)
Bu zât buyuruyor ki:
(Müslümân, tembel olmaz.
Para kazanır ama, ona
gönül bağlamaz.
Rızkın onda dokuzu
ticârettedir, ama,
Yaparken, düşmemeli bir
günâh ve harâma.
Bütün ibâdetlerin, onda
dokuzu ise,
“Helâlden yemek”tir
ki, bu lâzım asıl bize.
Elbisenin düğmesi,
harâmdan olsa şâyet,
Kabûl olmaz, onunla
yapılan bir ibâdet.
Bizi, “Âhiret”
için yarattı Hak teâlâ.
Ömrümüzü gafletle
geçirmiyelim hâlâ.
Nefesler sayılıdır,
tükenir bir gün elbet.
Huzûr-u ilâhî'ye
çıkacağız âkıbet.) |