ŞİİRLERLE MENKIBELER

ANADOLU EVLİYÂLARI

 

1.Cild

 Kitap       Web

2.Cild

 

Peygamber (Aleyhisselâm) Efendimizin Hayatı

 

03 -

Peygamberler

04 -

Dört Büyük Halife

 

 

05 -

Eshâb-ı Kiram

06 -

Büyük İmâmlar

 

 

07 -

Anadolu Evliyâları

08 -

Buhârâ Evliyâları

 

 

09 -

Horasan Evliyâları

10 -

Rehber İnsanlar

 

11 -

Güzel Nasihatlar

12 -

İmân ve Namaz

09 - MERKEZ EFENDİ (Rahmetullahi Aleyh)

ADI MÛSÂ İDİ

 

Osmânlılar devrinde yetişen bir velîdir.

Adı "Mûsâ" ise de, bu ismiyle bilinir.

 

Küçük yaşta başladı ilim tahsîl etmeye.

Aşırı istekliydi dînini öğrenmeye.

 

Aklı, fikri, zekâsı, ilme karşı hevesi,

Öyle fazla idi ki, şaşırtırdı herkesi.

 

Bir çok medreselerde tahsîl gördü bir nice

Bitirdi, yaşı henüz otuzuna gelince.

 

Kocamustafapaşa semtinde ilim yayan,

Meşhur "Sümbül Sinân"ın nâmını duydu bir an.

 

Lâkin onun hakkında, bâzı dedikodular.

Duyduğundan, ona pek eylemedi îtibâr.

 

O gece, rüyâsında gördü ki kendi bizzât:

Gelip, kapılarını çaldı o mübârek zât.

 

Fakat istemiyordu içeri girmesini.

Yığdı kapı ardına eşyâsının hepsini.

 

Kendi de, eşyâların oturdu üzerine.

Lâkin "Sümbül Efendi" kapıyı açtı yine.

 

Eşyâlarla birlikte, yerde buldu kendini.

Uyanıp, zor bekledi sabahın gelmesini.

 

Vardı "Sümbül Sinân"ın câmideki vâzına.

Oturdu o görmeden kürsünün arkasına.

 

O geldiği sırada, hazreti "Sümbül Sinân",

Tefsîr ediyor idi, bir sûreyi Kur'ândan.

 

Sûrenin tefsîrini bitirince, bir ara,

Şöyle hitâb eyledi câmide olanlara:

 

(Zannederim bu bahsi, anladınız mükemmel.

Merkez Efendi bile anladı bunu güzel.)

 

Daha yüksek mânâlar vererek tefsîrine,

Önce kaldığı yerden, devâm etti dersine.

 

Lâkin anlamamıştı cemâat bu bahsi pek.

"Sümbül Sinân", dersine yine ara vererek,

 

Buyurdu: (Anlıyan yok bu bahsi, bir ben hâriç.

Merkez Efendi dahî anlamadı bunu hiç.)

 

Gördü "Merkez Efendi" bu hâllerini onun.

Çok sevdi kendisini, oldu âşık ve meftun.

 

Düşündü ki: "O rüyâ doğru çıktı Vallahi.

Girdi gönül evime, ben istemesem dahî."

 

Vâ'zdan sonra, cemâat ayrılınca yanından,

Gidip özür diledi derhâl "Sümbül Sinân"dan.

 

O günden îtibâren, talebesi olmuştu.

Onun teveccühüyle çok şeye kavuşmuştu.

 

Ve kısa bir zamanda, aldı mutlak icâzet.

Sonra, kerîmesine tâlip oldu nihâyet.

 

Buyurdu ki: (Evlâdım, getir ki bir yük altın.

Hemencecik, kolayca hâsıl olsun murâdın.)

 

"Peki efendim" deyip, alarak üç beş çuval,

İçlerini, "Toprak"la doldurdu o gün derhâl.

 

Ağızlarını dahî dikerek gâyet düzgün,

Hocasının evine taşıttırdı aynı gün.

 

Vaktâ ki çuvalları açınca, birden bire,

Çil çil "Altın" döküldü çuvallardan yerlere.

 

Hocası Sümbül Sinân, buyurdu ki: (Evlâdım!

Aslâ altın değildi bundan benim murâdım.

 

İstedim, hanım dahî bilsin de böyle seni.

O dahî seve seve versin kerîmesini.)

Bir Önceki Sayfaya GiderBu Kitabın Ana Sayfasına GiderBir Sonraki Sayfaya Gider

Abdüllatif Uyan