ŞİİRLERLE MENKIBELER

ANADOLU EVLİYÂLARI

 

1.Cild

 Kitap       Web

2.Cild

 

Peygamber (Aleyhisselâm) Efendimizin Hayatı

 

03 -

Peygamberler

04 -

Dört Büyük Halife

 

 

05 -

Eshâb-ı Kiram

06 -

Büyük İmâmlar

 

 

07 -

Anadolu Evliyâları

08 -

Buhârâ Evliyâları

 

 

09 -

Horasan Evliyâları

10 -

Rehber İnsanlar

 

11 -

Güzel Nasihatlar

12 -

İmân ve Namaz

09 - MERKEZ EFENDİ (Rahmetullahi Aleyh)

KILMADIM CEMÂATSİZ

 

Yavuz Sultân Selîm'in kızıyla, efendisi,

Sadrâzam Lütfü paşa, iş için bir senesi,

 

Yanya'dan İstanbul'a yolcu olup giderken,

Eşkıyâ baskınına uğradılar âniden.

 

Bu dehşetli durumdan nasıl kurtulurlardı?

Zîrâ hem silâhsızlar, hem dahî yalnızlardı.

 

Hiç beklemedikleri şeyle karşılaştılar.

“Şimdi ne yapacağız?” diyerek şaşırdılar.

 

Bu korkulu zamanda, birden “Merkez Efendi”,

Heybet ve azametle, ortaya çıkıverdi.

 

Görünce eşkıyâlar onu karşılarında,

Hepsi, korkularından şaşırdılar ânında.

 

Öyle ki, o heybetten titrerdi bedenleri.

Bir zarar yapamadan terk ettiler o yeri.

 

Eşkıyâlar bir anda dağılınca o yerden,

Merkez Efendi” dahî, kayboldu göz önünden.

 

O gün Şâh Sultân ile, sadrâzam Lütfü Paşa,

Bu hâli, hayret ile eylediler temâşâ.

 

Eşkıyâdan kurtulan Şâh Sultân ile beyi,

Daha fazla sevdiler bu mübârek “Velî”yi.

 

Sonra onun ismine, Şâh Sultân, ileride,

Bir câmi yaptırmıştır, İstanbul-Bahriye'de.

 

Yanında da büyük bir medrese yaptırdılar.

Onu, bu medreseye, "baş müderris" yaptılar.

 

Bülûğ çağından sonra, sonuna dek ömrünün,

Cemâatsiz bir namâz kılmamıştır o bir gün.

 

Şöyle ki, cemâate eğer yetişmeseydi,

Namâzı cemâatle kılanlara derdi ki:

 

(Ömrümde bir namâzı kılmadım cemâatsiz.

Ben imâm olayım da, cemâatim olun siz.

 

Tekrar aynı namâzı kılınız benim ile.

İkinci kıldığınız, olmuş olur nâfile.)

 

Onun, “Tıp” ilminde de bilgisi çoktu gâyet.

Nitekim Manisa'da, kalmış idi bir müddet.

 

Kırk çeşit bahârattan, meydana gelmiş olan,

Meşhur “Mesir mâcunu”, ondan kaldı armağan.

 

İnsanlar, Manisa'ya, her yıl akın olurdu.

Hastalar, bu mâcunu yer ve şifâ bulurdu.

 

O bir gün buyurdu ki: (Beş şey gelmeden önce,

Beş şeyin kıymetini bilmek lâzım iyice.

 

Bir hastalık gelmeden "Sıhhat"in kıymetini,

Bilip, yapmak gerektir günlük ibâdetini.

 

Ölüm gelmeden önce, kıymetini bu "Ömr”ün,

Bilmeli ki, pişmânlık olmasın yine o gün.

 

Fakîrlik gelmeden de, "Para"nın kıymetini,

Bilirse, sıkıntıya sokmaz insan kendini.

 

Meşgûliyet gelmeden, boş geçen “Zaman"ların,

Kıymeti bilinirse, üzüntü olmaz yârın.

 

Zîrâ o boş vakitte, bir "Allah" derse insan,

Onunla ağır gelir belki de yârın mîzân.)

Bir Önceki Sayfaya GiderBu Kitabın Ana Sayfasına GiderBir Sonraki Sayfaya Gider

Abdüllatif Uyan