|
08 - MEVLÂNÂ SEYYİD
İBRAHİM
(Rahmetullahi Aleyh)
EDEN, KENDİNE EDER
“İbrâhim Efendi”nin
devrinde biri vardı.
Bu zâta dil uzatır,
gıybetini yapardı.
Bu evliyâ hakkında,
Allah'tan hiç korkmadan,
Uygun olmıyan sözler
söyler idi çok zaman.
O ise aldırmayıp, cevap
bile vermezdi.
Ve (Her kim ne
ederse, kendine eder)
derdi.
Lâkin “Seyyid İbrâhim”
sabrettikçe ona hep,
Daha da azıyordu, o
ahlâksız, bî-edeb.
Bir gün, hakâretinde
gitti çok ileriye.
Gelip haber verdiler, “İbrâhim
Efendi”ye.
Zâten o edebsizin, her
sözü ve her hâli,
Saplanırdı kalbine, “Hançer”
ve “Ok” misâli.
O zamana kadar hep,
sabrettiyse de hemen,
Bu defâ çok üzülüp,
gayrete geldi birden.
Buyurdu:
(Onun dili, döner mi
acep yine?
Devâm edebilir mi o
hakâretlerine?)
Pek çok incindiğinden
mübârek gönülleri,
Bu kadarcık söyledi o
gayri ihtiyârî.
O anda, o kimsenin
tutuldu dili birden.
Hiç konuşamaz oldu, o
andan îtibâren.
Onu böyle görenler,
dediler:
(Bir velîyi,
İncitenin ahvâli, böyle
olur tabii.
Gönlü kırık velînin, bir
cümlesi sâdece,
Bak ki, ne hâle soktu o
kimseyi hemence.)
“Evliyâ”ya buğz
edip, dil uzatsa bir
kişi,
Dünyâ ve âhirette,
hüsrândır onun işi.
“Evliyâ”dan
birini, kim üzerse dil
ile,
Ne çeşit musîbete
uğrasa, azdır bile.
“Evliyâ”
kullarına, böyle dil
uzatmaktan,
Yâ Rabbî, koru bizi,
kalplerini kırmaktan.
Onların sevgisini,
yerleştir kalbimize.
Onlarla haşr olmayı,
nasîb et yârın bize.
Bu zât buyuruyor ki:
(Dünyâda nehirler var.
Her biri, bir noktada
denize varıyorlar.
Akış istikâmeti nasıl
ise bir suyun,
Nereye varacağı bellidir
bundan onun.
İnsanın “Ömrü”
dahî, bir yönde akar
durur.
Onun âkıbeti de, işinden
belli olur.
Kimi, Cennet yolunu
tutmuştur, öyle gider.
Kimi de, Cehenneme giden
yolda ilerler.
Meyhâneye gidenle,
câmiye giden, elbet,
Aynı yere varmazlar
ölünce en nihâyet.
Yâni "Alın yazısı"
icrâattan bellidir.
Bunu anlamak için,
kerâmet şart değildir.
Sen, kendi kaderini
istiyorsan anlamak,
Her gün nasıl ameller
işliyorsun, ona bak.
Allah'ın,bir kulunu
sevmediğine nişân,
Fâidesiz
şeylerle uğraşır hep o
insan.
Çalışmak ibâdettir,
müslümân tembel olmaz.
Gayret gösterilmeden,
muvaffak olunamaz.) |