ŞİİRLERLE MENKIBELER

ANADOLU EVLİYÂLARI

 

1.Cild

 Kitap       Web

2.Cild

 

Peygamber (Aleyhisselâm) Efendimizin Hayatı

 

03 -

Peygamberler

04 -

Dört Büyük Halife

 

 

05 -

Eshâb-ı Kiram

06 -

Büyük İmâmlar

 

 

07 -

Anadolu Evliyâları

08 -

Buhârâ Evliyâları

 

 

09 -

Horasan Evliyâları

10 -

Rehber İnsanlar

 

11 -

Güzel Nasihatlar

12 -

İmân ve Namaz

06 - EBÜSSÜ'ÛD EFENDİ (Rahmetullahi Aleyh)

KİMDİR BU ZÂT?

 

Şeyh-ül islâm olmadan, “Ebüssü'ûd efendi”,

Gördüğü bir rüyâyı anlatır şöyle kendi:

 

Zeyrek câmiindeydim rüyâmda ben bir gece.

Câmi kalabalıktı, merak ettim bir nice.

 

Dediler: (Bu cemâat, Sevgili Peygamberin,

Mübârek meclisidir, siz de oturuverin.)

 

Bir köşeye çekilip, oturdum hürmet ile.

İbni Kemâl Paşa” da, otururdu edeble.

 

Peygamber Efendimiz, mihrâb'da otururdu.

Eshâbı, tâzim ile etrâfında dururdu.

 

Peygamber'in yanında, vardı ki “bir zât” daha,

Diz dize yakın idi, o da Resûlullah'a.

 

Düşündüm ki: "Acabâ kimdir ki bu zât böyle,

Allah'ın Resûlüne, çok yakın durur öyle?)

 

Peygamber Efendimiz, arapça konuşuyor.

O da, Resûlullah'a, farsca cevap veriyor.

 

Resûlullah, bir ara buyurdu: (Yâ Mevlânâ!

Arabî lisân ile cevap ver sen de bana.)

 

Anladım, Resûl ile konuşan o zât kimmiş?

“Mevlânâ Abdurrahman Câmî” hazretleriymiş.

 

“İbni Kemâl Paşa”yı, sonra da göstererek,

Suâl etti o Server: (Bu zât kimdir?) diyerek.

 

Ardından kendileri buyurdular ki hemen:

(Sevdiğim bir kimsedir o kişi ümmetimden.

 

O, İbni Kemâl olup, mübârek birisidir.

Hem dahî mü’minlerin şu anda müftîsidir.)

 

Sonra beni gösterip, sordu ki Resûl yine:

(Ya onun arkasında, şu oturan kim?) diye.

 

Mevlânâ hazretleri, bana bir baktı hemen.

(Bilmem yâ Resûlallah) dedi yine cevâben.

 

O Server buyurdu ki: (O da, Ebüssü'ûd'dür.

O dahî, ümmetimin iyi bir müftüsüdür.)

 

Bu rüyâdan otuz yıl geçip tamam olunca,

Şeyhül islâm” olmuştu, otuz sene boyunca.

 

Bu zât buyuruyor ki: (Bu dünyâ bir “İmtihân”.

Gâfil olmıyalım ki, oluruz yoksa pişmân.

 

Şu geçen dakîkalar, belki “Son” ânımızdır.

Belki şu kıldığımız, “En son” namâzımızdır.

 

Yâni âhiret ile, bir kaç sâniye kadar,

Aramızda, çok kısa, gâyet az bir zaman var.

 

Nitekim bir “Zelzele” olacak olsa bu gün,

Bir anda, âhirette oluruz hep topyekün.

 

Bu dünyâ önce “Yok”tu, sonra da “Yok” olacak.

İki yok arasında, bir hayâttır bu ancak.

 

Yâni “Ölüm”, insana mutlaka gelecektir.

Öyleyse onu şimdi “Geldi” bilmek gerektir.

 

Tâbiîn-i izâm'ın en yükseği olan zât,

Yâni “Veysel Karânî” buyuruyor ki bizzât:

 

"Yattığında, ölümü, yastığın altında bil.

Kalkınca da karşında, o, senden uzak değil.")

Bir Önceki Sayfaya GiderBu Kitabın Ana Sayfasına GiderBir Sonraki Sayfaya Gider

Abdüllatif Uyan