|
06 - EBÜSSÜ'ÛD EFENDİ
(Rahmetullahi Aleyh)
KİMDİR BU ZÂT?
Şeyh-ül islâm olmadan, “Ebüssü'ûd
efendi”,
Gördüğü bir rüyâyı
anlatır şöyle kendi:
Zeyrek câmiindeydim
rüyâmda ben bir gece.
Câmi kalabalıktı, merak
ettim bir nice.
Dediler:
(Bu cemâat, Sevgili
Peygamberin,
Mübârek meclisidir, siz
de oturuverin.)
Bir köşeye çekilip,
oturdum hürmet ile.
“İbni Kemâl Paşa”
da, otururdu edeble.
Peygamber Efendimiz,
mihrâb'da otururdu.
Eshâbı,
tâzim ile etrâfında
dururdu.
Peygamber'in yanında,
vardı ki “bir zât”
daha,
Diz dize yakın idi, o da
Resûlullah'a.
Düşündüm ki: "Acabâ
kimdir ki bu zât böyle,
Allah'ın Resûlüne, çok
yakın durur öyle?)
Peygamber Efendimiz,
arapça konuşuyor.
O da, Resûlullah'a,
farsca cevap veriyor.
Resûlullah, bir ara
buyurdu:
(Yâ Mevlânâ!
Arabî lisân ile cevap
ver sen de bana.)
Anladım, Resûl ile
konuşan o zât kimmiş?
“Mevlânâ Abdurrahman
Câmî” hazretleriymiş.
“İbni Kemâl Paşa”yı,
sonra da göstererek,
Suâl etti o Server:
(Bu zât kimdir?)
diyerek.
Ardından kendileri
buyurdular ki hemen:
(Sevdiğim bir kimsedir o
kişi ümmetimden.
O, İbni Kemâl olup,
mübârek birisidir.
Hem dahî mü’minlerin şu
anda müftîsidir.)
Sonra beni gösterip,
sordu ki Resûl yine:
(Ya onun arkasında, şu
oturan kim?)
diye.
Mevlânâ hazretleri, bana
bir baktı hemen.
(Bilmem yâ Resûlallah)
dedi yine cevâben.
O Server buyurdu ki:
(O da, Ebüssü'ûd'dür.
O dahî, ümmetimin iyi
bir müftüsüdür.)
Bu rüyâdan otuz yıl
geçip tamam olunca,
“Şeyhül islâm”
olmuştu, otuz sene
boyunca.
Bu zât buyuruyor ki: (Bu
dünyâ bir “İmtihân”.
Gâfil olmıyalım ki,
oluruz yoksa pişmân.
Şu geçen dakîkalar,
belki “Son”
ânımızdır.
Belki şu kıldığımız, “En
son” namâzımızdır.
Yâni âhiret ile, bir kaç
sâniye kadar,
Aramızda, çok kısa,
gâyet az bir zaman var.
Nitekim bir “Zelzele”
olacak olsa bu gün,
Bir anda, âhirette
oluruz hep topyekün.
Bu dünyâ önce “Yok”tu,
sonra da “Yok”
olacak.
İki yok arasında, bir
hayâttır bu ancak.
Yâni “Ölüm”,
insana mutlaka
gelecektir.
Öyleyse onu şimdi “Geldi”
bilmek gerektir.
Tâbiîn-i izâm'ın en
yükseği olan zât,
Yâni “Veysel Karânî”
buyuruyor ki bizzât:
"Yattığında, ölümü,
yastığın altında bil.
Kalkınca da karşında, o,
senden uzak değil.") |