|
04 - HACI BAYRÂM-I VELÎ
(Rahmetullahi Aleyh)
SAHTE TALEBELER
“Hacı Bayrâm-ı Velî”,
pâdişâhtan bir fermân,
Alarak, Ankara'ya aynı
gün oldu revân.
“Fermân”, sırf
ilim ile meşgûl olsunlar
diye,
Sultânın ihsânıydı, Hacı
Bayrâm Velî'ye.
Lâkin bâzı kimseler,
bunu fırsat bilerek,
Talebe oluyordu, hep bu
zâta giderek.
Ve öyle çoğaldı ki bu
"Sahte talebe"ler,
Bozuldu memlekette,
iktisâdî dengeler.
Ricâ etti pâdişâh, Hacı
Bayrâm velîye:
(Bana, talebelerin
listesini ver!)
diye.
Ankara'nın "Kanlı göl"
mevkiinde, o dahî,
Çadır kurulmasını
emretti bizâtihî.
Ve nidâ eyledi ki:
(Bana tâbi olanlar,
Kim varsa, falan yere
acele toplanalar!)
Duyanlar, akın akın
toplandı o bölgeye.
Şöyle ki, iyne atsan,
düşmezdi sanki yere.
Yine nidâ etti ki:
(Ey benim dervişlerim!
Ben, talebelerimi,
kurbân etmek isterim.
Canını, benim için
verecek varsa biri,
Gelsin ve giriversin şu
çadırdan içeri.)
Hacı Bayrâm Velî’nin bu
teklîfine rağmen,
Olmadı tek bir kişi,
çadıra gelip giren.
Hacı Bayrâm-ı Velî,
elinde keskin bıçak,
Beklerdi ki,
“Acabâ, kimdir kurbân
olacak?”
Derken yürüyüverdi, "İki
kişi" o sıra.
Kalabalıktan çıkıp,
girdiler o çadıra.
Hacı Bayrâm-ı Velî, o
çadıra, önceden,
Bir “Koyun”
getirmişti hiç kimseler
görmeden.
Vaktâ
ki “İki kişi”
girince o çadıra.
Girerek, o koyunu kurbân
etti o ara.
Çadırdan dışarıya
aktığında o kanlar,
Kaçıştılar etrâfa, bunu
gören insanlar.
“Hacı Bayrâm”,
çadırdan çıkıp baktı o
anda.
Gördü ki, hiç kimseler
kalmamış o meydanda.
Buyurdu:
(İki tâne talebem varmış
benim.
Bunlardan başkaları
değil talebelerim.
Talebem bilmiyorum
bunlardan gayrisini.
Onlar, askerlik yapıp,
versinler vergisini.)
O, bir gün buyurdu ki:
(Biz hepimiz, dünyâda,
Varız âhiret için, çetin
bir imtihânda.
“Dünyâ imtihânı”nı
kaybetse de bir kişi,
Pek fazla mühim değil
onun bu kaybedişi.
Bu dünyâ, üç beş günlük
hayât olup, kısadır.
“Âhiret” sonsuz
olup, dünyâda kazanılır.
Bir baba, evlâdına
öğretmezse dînini,
Ve eğer vermez ise dînî
terbiyesini,
En "merhametsiz baba",
o kimsedir ki işte,
Güzelim evlâdını
yakmaktadır ateşte.) |