|
04 - HACI BAYRÂM-I VELÎ
(Rahmetullahi Aleyh)
EMÂNET KUTU
“Hacı Bayrâm Velî”nin
yaşadığı devirde,
Askere çağrılmıştı, "bir
genç" günün birinde.
Yetîm ve öksüz olup,
kimsesi yoktu, lâkin,
Biraz mîrâs kalmıştı
babasından garibin.
Yâni az “Bilezik”le,
bir kaç da “Altın”ları,
Vardı ki, bir kutuya
koyuverdi onları.
Lâkin kimse yoktu ki,
bıraksın emâneten.
“Hacı Bayrâm Velî”nin
kabrine geldi hemen.
Rûhuna okuyarak bildiği
sûreleri,
Dedi ki: (Yâ hazreti
Hacı Bayrâm-ı Velî!
Vatanî vazîfemi îfâ
etmek üzere,
Bu günden îtibâren,
gidiyorum askere.
Lâkin şu elimdeki bir
miktâr “Mücevher”i,
Emânet edeceğim şu anda
yoktur biri.
Son çâre geldim artık
ben zât-ı âlînize,
“Kutu”yu,
emâneten, bırakıyorum
size.)
Genç, böyle söyliyerek
çıkıverdi türbeden.
Ve müsterih olarak,
askere gitti hemen.
Aradan bir kaç sene
geçmişti ki nihâyet,
Askerliği bitti ve
köyüne etti avdet.
Koyduğu “Emânet”i
almak için de, hemen,
Geldi tekrar türbeye,
hiç vakit geçirmeden.
Genç, tereddüt etmeden
türbeye girdiğinde,
Gördü ki, “Çekmece”si
durur aynı yerinde.
Ve derhâl yaklaşarak,
dedi ki türbedâra:
(Efendim, şu kutuyu
yıllar önce bir ara,
Askere gittiğimde, ben
koymuştum bir zaman.
Şimdi döndüm askerden,
alıyorum buradan.)
O türbedâr dedi ki:
(Gâyet tabî evlâdım,
Alabilecek misin, al
kutuyu bakalım.
Çünkü ben bu “Kutu”yu,
geçenlerde bir kere,
Alıp koymak istedim,
daha emîn bir yere.
Lâkin uğraştımsa da,
bütün kuvvetimle ben,
Aslâ oynatamadım o “Kutu”yu
yerinden.
“Bu işte bir hikmet
var” diyerek o
aralık,
Bir daha da elimi
sürmedim ona artık.)
O böyle dediyse de, genç
uzattı elini.
Ve koyduğu o yerden,
aldı “Emâneti”ni.
Yâni “Hacı Bayrâm”ın
kerâmetiyle, yine,
Çekmecesini alıp, döndü
memleketine.
O bir gün buyurdu ki:
(Alçak gönüllü olan,
Dünyâ ve âhirette, râhat
olur her zaman.
O, ne şikâyet eder, ne
şikâyet edilir.
Çünkü kula sıkıntı,
yalnız “Kibr”inden
gelir.
Yâni şikâyet etmek,
kibir'dendir esâsen.
“Mütevâzı”
olursa, ölmüştür nefis
zâten.
Hiç şikâyet eder mi, "Ölü"yse
biri şâyet?
Yâhut "Ölü"
olanı, kim eder ki
şikâyet?
Nîmete kavuşmaya
vesîledir “Tevâzû”.
Zîrâ yüksek dağlardan,
aşağıya akar su.
Mü’minin
zînetidir, tevâzû, hayâ,
edeb.
Mütevâzı olanlar,
yükselir her yerde hep.) |