ŞİİRLERLE MENKIBELER

ANADOLU EVLİYÂLARI

 

1.Cild

 Kitap       Web

2.Cild

 

Peygamber (Aleyhisselâm) Efendimizin Hayatı

 

03 -

Peygamberler

04 -

Dört Büyük Halife

 

 

05 -

Eshâb-ı Kiram

06 -

Büyük İmâmlar

 

 

07 -

Anadolu Evliyâları

08 -

Buhârâ Evliyâları

 

 

09 -

Horasan Evliyâları

10 -

Rehber İnsanlar

 

11 -

Güzel Nasihatlar

12 -

İmân ve Namaz

03 - HAYYÂT-I VEHBÎ (Rahmetullahi Aleyh)

ERZİNCANA GELDİ

 

O günlerde Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî de

Talebesinden olan, Abdullah-i Mekkî'ye,

 

Bir icâzet vererek, kendisine dedi ki:

(Sen dahî bir ehline ilet bu emâneti.)

 

Gönderdi sonra onu, hemen Anadolu'ya.

Ki, aldığı feyzleri, saçıversin oraya.

 

Buyurdu: (Oralarda, bulunca bir ehlini,

O nasipli kimseye, ver bu emânetini.)

 

(Peki efendim!) deyip bir gurup müslümânla,

Anadolu’ya doğru, Bağdat'tan çıktı yola.

 

Mesâfeler katedip, Erzurum'a geldiler.

Oradan da Erzincan şehrine yöneldiler.

 

Erzincan sınırına yaklaşınca Mübârek,

Bir an, yoldaşlarına yüzünü döndürerek,

 

Dedi ki: (Hocamızdan aldığım emâneti,

Vereceğim o şahsın, yakındır vilâyeti.

 

Zîrâ bana bir koku geliyor ki bu yerde,

O zât, bu yakınlarda bir yerdedir herhâlde.)

 

Erzincan sınırına doğru ilerledikçe,

O koku'nun şiddeti artıyordu gittikçe

 

Ne zaman ki az sonra, Erzincan'a geldiler.

Gökyüzünden o yere, "Nûr" yağıyor gördüler.

 

Abdullah-ı Mekkî'yle diğerleri hem dahî,

Gördüler gökten inen, o nûr-u ilâhîyi.

 

(Aradığımız şehir, burasıdır) diyerek,

Kenar bir mahâllede ikâmet eylediler.

 

Onlar teşrîf edince bu beldeye nihâyet,

İnsanlar, akın akın eylediler ziyâret.

 

Her gelen, hayrân kaldı onun sohbetlerine.

Ziyâretçi sayısı, çoğaldı günden güne.

 

Lâkin o, gelenlere, tek tek dikkat ederek,

Birini arıyordu, emâneti verecek.

 

Nihâyet "Terzi Baba" , teşrîf etti oraya.

O içeri girince, hemen kalktı ayağa.

 

Çağırıp, tam yanında oturttu kendisini.

Şaşırttı bu iltifât, cemâatin hepsini.

 

Ona olan ilgiden, hayrete düştüler hep.

Dediler: (Bir terziye, bu ilgi nedir acep?)

 

Lâkin o, görüyordu onun temiz kalbini.

Zîrâ erbâbı anlar, mücevherin kadrini.

 

Sonra "Terzi Baba"ya buyurdu ki (Kardeşim!

Bende bir emânet var, hocamdan almış idim.

 

Ararım vermek için, "bir ehli var mı?" diye.

Buna, sen müstehaksın, vermem onu gayriye.

 

Bu, sana çok "menfaat", çok "nîmet" sağlayacak.

İnsanlar, akın akın sana doğru koşacak.

 

Bunun için sâdece, sen "Allah" diyeceksin.

Onun karşılığında, çok şeye ereceksin.)

 

Ve lâkin Terzi Baba, onun bu sözlerinden,

Ne murâd ettiğini anlamamıştı hemen.

Bir Önceki Sayfaya GiderBu Kitabın Ana Sayfasına GiderBir Sonraki Sayfaya Gider

Abdüllatif Uyan