ŞİİRLERLE MENKIBELER

ANADOLU EVLİYÂLARI

 

1.Cild

 Kitap       Web

2.Cild

 

Peygamber (Aleyhisselâm) Efendimizin Hayatı

 

03 -

Peygamberler

04 -

Dört Büyük Halife

 

 

05 -

Eshâb-ı Kiram

06 -

Büyük İmâmlar

 

 

07 -

Anadolu Evliyâları

08 -

Buhârâ Evliyâları

 

 

09 -

Horasan Evliyâları

10 -

Rehber İnsanlar

 

11 -

Güzel Nasihatlar

12 -

İmân ve Namaz

02 - SEYYİD ALÂADDÎN (Rahmetullahi Aleyh)

O CEVAP VEREBİLİR

 

Osmânlı devletinin, kuruluş yıllarında,

Bir âlim vardı "Seyyid Alâaddin" adında.

 

Aslen Anadolu'da yaşıyan bu büyük zât,

Konya'nın yakınında, bir köyde etti vefât.

 

O devirde bir râhip, "Semerkant"a gelmişti.

Halkın îtikâdını, bozmaya yeltenmişti.

 

Îsâ Nebî” hakkında, hâşâ "İlâh" diyordu.

Buna benzer, asılsız şeyler anlatıyordu.

 

Bu râhip, haber saldı Semerkant melikine.

Dedi: (Münâzaraya geldim memleketine.

 

Cevap verebilirse bana âlimleriniz,

Müslümân olacağım ben de elbet çâresiz.

 

Ama suâllerime, olmazsa cevap veren,

Anlaşılmış olur ki, dâvâmda haklıyım ben.

 

O zaman herşeyimi fedâ edip büsbütün,

İslâmı yıkmak için çalışırım gün be gün.)

 

Semerkant hükümdârı olan bu “Sultân Hâlid”,

Bu haberi alınca, çok üzüldü o vakit.

 

Topladı huzûruna, cümle âlimlerini.

Söyledi bu râhibin bu saçma teklîfini.

 

Âlimler dediler ki: (Emrine âmâdeyiz.

Ona cevap verecek kudretteyiz hepimiz.)

 

Onunla biz bir yerde, münâzara edelim.

Bütün suâllerine birden cevap verelim.)

 

Bir gün tâyin edildi, geldiler bir araya.

Râhip, suâllerini tevcîh etti onlara.

 

Lâkin iknâ edici cevap alamadı pek.

Sultânın huzûruna geldi böbürlenerek.

 

Dedi: (Ey sultân Hâlid, olsun ki haberiniz,

Cevap veremediler bana âlimleriniz.)

 

O zaman sultân Hâlid, bu hâle üzüldü pek.

Biraz sonra, âlimler huzûruna gelerek,

 

Dediler ki: (Esseyyid Alâaddîn adında,

Büyük islâm âlimi var ki Anadoluda,

 

O cevap verebilir bunun suâllerine.

Bir haber yollıyalım hemen kendilerine.)

 

Sultân, memnun oldu ve verdi hemen emrini.

Dedi ki: (Mektup yazıp, dâvet edin kendini.)

 

Derhâl mektup yazılıp, gönderilmekte iken,

Tam o anda, saraya, “Bir yolcu” girdi birden.

 

Uzak yoldan gelmişti, çok yorgundu hâli de.

Cebindeki mektûbu, verdi sultân Hâlid'e.

 

Açtı sultân mektûbu, okuyunca ağladı.

Sevinç ve sürûrundan, secde-i şükre vardı.

 

Âlimler, onu böyle görüp hayret ettiler.

(Ne yazar ki, böyle çok sevindiniz?) dediler.

 

Sultân Hâlid, mektûbu o zâta uzatarak,

Dedi: (Al, oku şunu şöyle sesli olarak.)

 

Geliyordu o mektup, “Seyyid Alâaddîn”den.

Okumaya başladı, mektûbu o da hemen.

Bir Önceki Sayfaya GiderBu Kitabın Ana Sayfasına GiderBir Sonraki Sayfaya Gider

Abdüllatif Uyan