ŞİİRLERLE MENKIBELER

BÜYÜK İMÂMLAR

 

1.Cild

 Kitap       Web

2.Cild

 

Peygamber (Aleyhisselâm) Efendimizin Hayatı

 

03 -

Peygamberler

04 -

Dört Büyük Halife

 

 

05 -

Eshâb-ı Kiram

06 -

Büyük İmâmlar

 

 

07 -

Anadolu Evliyâları

08 -

Buhârâ Evliyâları

 

 

09 -

Horasan Evliyâları

10 -

Rehber İnsanlar

 

11 -

Güzel Nasihatlar

12 -

İmân ve Namaz

03 - MUHAMMED MÂSUM FÂRÛKÎ (Kuddise Sirruh)

SEVDİLER ONU GÂYET

 

Kâbil” ile “Serhend”in arası, en azından,

Binlerce kilometre uzak idi o zaman.

 

Gerçi o, hocasına pek çok güveniyordu.

Lâkin buna, onları inandıramıyordu.

 

Dedi: (Hocam, yemeği yatsıdan sonra yerler.

Siz yemeği pişirin, o hemen teşrîf eder.

 

Ve lâkin yalnız gelmez, hocam böyle yerlere.

Oğullarını dahî getirir çoğu kere.)

 

Onun bu sözlerini, ciddiye almadılar.

Ve çeşitli sözlerle, "İstihzâ”ya aldılar.

 

İhtimâl vermediler aslâ geleceğine.

Yemeği hazırlayıp, geldiler kendisine.

 

Dediler ki: (Üstâdın gelmedi, nedir sebep?

Daha bekliyelim mi, ne dersin buna acep?)

 

“Muhammed Hanîf” ise, hiç merak etmiyordu.

"Nasıl olsa üstâdım teşrîf eder" diyordu.

 

Sofralar hazırlandı ve konuldu yemekler.

Ve "Yedi kişilik" de bırakıldı boş yerler.

 

Oturdu kendileri yerdeki minderlere.

Dediler: (Onlar dahî, oturur şu yerlere.)

 

Lâkin böyle demekle, alay ediyorlardı.

Zîrâ geleceğine inanamıyorlardı.

 

O an Muhammed Hanîf, "Yemekler hazır" diye,

Çağırdı üstâdını kalp yoluyla yemeye.

 

Henüz murâkabeden açılmadan gözleri,

Girdi “Altı oğluyla” o büyük zât içeri.

 

Bunu, oradakiler gözleriyle gördüler.

Hattâ hayretlerinden, hep şaşkına döndüler.

 

Hepsi çok şaşırmıştı ne yapacaklarını.

İyi anlamışlardı, bu kabâhatlarını.

 

Az sonra, o büyük zât buyurdu ki onlara:

(Muhammed Hanîf için geldik biz buralara.

 

Onu çok sevdiğimden, kabûl ettim yemeyi.

Yoksa biz istemeyiz, kerâmet göstermeyi.

 

Siz de istemeyiniz, velîlerden kerâmet.

Yoksa, büyük zarara uğrarsınız âkıbet.)

 

Bir yandan yemek yerken, bir yandan konuştular.

O sohbet eyledikçe, dâvetliler coştular.

 

Sohbetin tesiriyle, sevdiler onu gâyet.

Onun büyüklüğüne inandılar nihâyet.

 

Dediler: (Ey efendim, sizden özür dileriz.

Lütfen bizi af edin, hatâ ettik çünkü biz.

 

Biraz daha kalınız, bir imkânı var ise.

Bu sohbet, devâ oldu kararmış kalbimize.)

 

Buyurdu ki: (Kimseye haber verememiştik.

Bu dâvet üzerine, âniden gelmiş idik.)

 

Sonra vedâ ederek, ayrıldılar o evden.

Oradaki insanlar, bu hâli görüp hemen,

 

Dediler: (Hakîkaten bu zât büyük bir velî.

Zîrâ bir anda aldı, üç aylık mesâfeyi.

Bir Önceki Sayfaya GiderBu Kitabın Ana Sayfasına GiderBir Sonraki Sayfaya Gider

Abdüllatif Uyan