|
03 - MUHAMMED MÂSUM
FÂRÛKÎ
(Kuddise Sirruh)
SEVDİLER ONU GÂYET
“Kâbil” ile “Serhend”in
arası, en azından,
Binlerce kilometre uzak
idi o zaman.
Gerçi o, hocasına pek
çok güveniyordu.
Lâkin buna, onları
inandıramıyordu.
Dedi:
(Hocam, yemeği yatsıdan
sonra yerler.
Siz yemeği pişirin, o
hemen teşrîf eder.
Ve lâkin yalnız gelmez,
hocam böyle yerlere.
Oğullarını dahî getirir
çoğu kere.)
Onun bu sözlerini,
ciddiye almadılar.
Ve çeşitli sözlerle, "İstihzâ”ya
aldılar.
İhtimâl vermediler aslâ
geleceğine.
Yemeği hazırlayıp,
geldiler kendisine.
Dediler ki: (Üstâdın
gelmedi, nedir sebep?
Daha bekliyelim mi, ne
dersin buna acep?)
“Muhammed Hanîf” ise,
hiç merak etmiyordu.
"Nasıl olsa üstâdım
teşrîf eder" diyordu.
Sofralar hazırlandı ve
konuldu yemekler.
Ve "Yedi kişilik"
de bırakıldı boş yerler.
Oturdu kendileri yerdeki
minderlere.
Dediler: (Onlar dahî,
oturur şu yerlere.)
Lâkin böyle demekle,
alay ediyorlardı.
Zîrâ geleceğine
inanamıyorlardı.
O an Muhammed Hanîf, "Yemekler
hazır" diye,
Çağırdı üstâdını kalp
yoluyla yemeye.
Henüz murâkabeden
açılmadan gözleri,
Girdi “Altı oğluyla”
o büyük zât içeri.
Bunu, oradakiler
gözleriyle gördüler.
Hattâ hayretlerinden,
hep şaşkına döndüler.
Hepsi çok şaşırmıştı ne
yapacaklarını.
İyi anlamışlardı, bu
kabâhatlarını.
Az sonra, o büyük zât
buyurdu ki onlara:
(Muhammed Hanîf için
geldik biz buralara.
Onu çok sevdiğimden,
kabûl ettim yemeyi.
Yoksa biz istemeyiz,
kerâmet göstermeyi.
Siz de istemeyiniz,
velîlerden kerâmet.
Yoksa, büyük zarara
uğrarsınız âkıbet.)
Bir yandan yemek yerken,
bir yandan konuştular.
O sohbet eyledikçe,
dâvetliler coştular.
Sohbetin tesiriyle,
sevdiler onu gâyet.
Onun büyüklüğüne
inandılar nihâyet.
Dediler: (Ey efendim,
sizden özür dileriz.
Lütfen bizi af edin,
hatâ ettik çünkü biz.
Biraz daha kalınız, bir
imkânı var ise.
Bu sohbet, devâ oldu
kararmış kalbimize.)
Buyurdu ki:
(Kimseye haber
verememiştik.
Bu dâvet üzerine, âniden
gelmiş idik.)
Sonra vedâ ederek,
ayrıldılar o evden.
Oradaki insanlar, bu
hâli görüp hemen,
Dediler: (Hakîkaten
bu zât büyük bir velî.
Zîrâ bir anda aldı, üç
aylık mesâfeyi. |