|
03 - MUHAMMED MÂSUM
FÂRÛKÎ
(Kuddise Sirruh)
BİZ DAHÎ İNANIRIZ
“Muhammed Hanîf”
adlı bir genç vardı
Kâbil'de.
Bir gün, bir rüyâ gördü,
gençlik senelerinde.
İki büyük zât görüp,
düşündü ki: "Kim bunlar?
Allahü teâlâ'ya çok
yakın olmalılar.”
O ara biri gelip, dedi:
(Bu gördüklerin,
Yüksek oğullarıdır,
İmâm-ı Rabbânî'nin.
Şu sağdaki oturan zât “Muhammed
Saîd”dir.
Soldakiyse “Muhammed
Mâsum-i Fârûkî”dir.)
O genç, ricâ eyledi
hemence o kimseye:
"Beni, o soldakinin
yanına götür" diye.
O dedi:
(Zâten o zât, gönderdi
beni sana.
Geldim ki götüreyim,
seni onun yanına.)
Huzûruna varınca, uyandı
bu rüyâdan.
Kalbinde o “Velî”ye,
muhabbet buldu o an.
Çok tesir etmiş idi, bu
rüyâ o gün ona.
Tek gâyesi, gitmekti o
“Zât”ın huzûruna.
Lâkin “Muhammed Mâsum”,
Serhend'de idi esas.
Kâbil-Serhend arası,
"Bir aylık" yoldu en az.
Yine de büyük şevkle,
Serhend'e vardı hemen.
Ve “Muhammed Mâsum”un
oldu talebesinden.
Onun himmeti ile, çok
kısa bir zamanda,
İlerleyip yükseldi,
tasavvufî alanda.
Kulağın duymadığı,
gözlerin görmediği,
Makamlara ulaştı, diğer
talebe gibi.
O, Muhammed Mâsum'un
himmetiyle nihâyet,
Genç yaşta, hocasından
aldı "Mutlak icâzet".
Hocasının emriyle,
Kâbil'e döndü yine.
Çağırdı insanları, "İrşâd
için" evine.
Ve lâkin o insanlar, ona
inanmadılar.
Gençliğine bakarak,
istihzâya aldılar.
Dediler ki: (Sen neler,
iddiâ ediyorsun.
Hocan için, büyük bir “Evliyâdır"
diyorsun.
Ne bilelim biz onun,
"Evliyâ" olduğunu.
Biz buna inanmayız,
isbât et bize bunu.
Bize göstermez isen, bir
hârika, kerâmet,
Onun büyüklüğüne,
inanmayız biz elbet.
Meselâ biz bu akşam, bir
yemek veriyoruz.
Yemekte, “Hocan”
dahî bulunsun istiyoruz.
Bu akşam yemeğine, o da
gelirse eğer,
Anlarız ki, büyük bir "Velî"
imiş o meğer.
O zaman üstâdını, biz de
iyi tanırız.
Onun büyüklüğüne, biz
dahî inanırız.)
“Muhammed Hanîf”
dahî, bu teklîfe
cevâben,
"Peki" dedi onlara, hiç
tereddüt etmeden.
Zîrâ o, hocasını çok iyi
tanıyordu.
Onun büyüklüğüne, kalben
inanıyordu.
Nitekim biraz sonra, hem
“Altı oğlu” ile,
Teşrîf etti hocası, tâ
Serhend'den Kâbil'e.
Bu, evliyâlar için, hiç
de zor iş değildir.
Zîrâ Allah, onlara, bu
kuvveti vermiştir. |