ŞİİRLERLE MENKIBELER

BÜYÜK İMÂMLAR

 

1.Cild

 Kitap       Web

2.Cild

 

Peygamber (Aleyhisselâm) Efendimizin Hayatı

 

03 -

Peygamberler

04 -

Dört Büyük Halife

 

 

05 -

Eshâb-ı Kiram

06 -

Büyük İmâmlar

 

 

07 -

Anadolu Evliyâları

08 -

Buhârâ Evliyâları

 

 

09 -

Horasan Evliyâları

10 -

Rehber İnsanlar

 

11 -

Güzel Nasihatlar

12 -

İmân ve Namaz

03 - MUHAMMED MÂSUM FÂRÛKÎ (Kuddise Sirruh)

BİZ DAHÎ İNANIRIZ

 

Muhammed Hanîf” adlı bir genç vardı Kâbil'de.

Bir gün, bir rüyâ gördü, gençlik senelerinde.

 

İki büyük zât görüp, düşündü ki: "Kim bunlar?

Allahü teâlâ'ya çok yakın olmalılar.”

 

O ara biri gelip, dedi: (Bu gördüklerin,

Yüksek oğullarıdır, İmâm-ı Rabbânî'nin.

 

Şu sağdaki oturan zât “Muhammed Saîd”dir.

Soldakiyse “Muhammed Mâsum-i Fârûkî”dir.)

 

O genç, ricâ eyledi hemence o kimseye:

"Beni, o soldakinin yanına götür" diye.

 

O dedi: (Zâten o zât, gönderdi beni sana.

Geldim ki götüreyim, seni onun yanına.)

 

Huzûruna varınca, uyandı bu rüyâdan.

Kalbinde o “Velî”ye, muhabbet buldu o an.

 

Çok tesir etmiş idi, bu rüyâ o gün ona.

Tek gâyesi, gitmekti o “Zât”ın huzûruna.

 

Lâkin “Muhammed Mâsum”, Serhend'de idi esas.

Kâbil-Serhend arası, "Bir aylık" yoldu en az.

 

Yine de büyük şevkle, Serhend'e vardı hemen.

Ve “Muhammed Mâsum”un oldu talebesinden.

 

Onun himmeti ile, çok kısa bir zamanda,

İlerleyip yükseldi, tasavvufî alanda.

 

Kulağın duymadığı, gözlerin görmediği,

Makamlara ulaştı, diğer talebe gibi.

 

O, Muhammed Mâsum'un himmetiyle nihâyet,

Genç yaşta, hocasından aldı "Mutlak icâzet".

 

Hocasının emriyle, Kâbil'e döndü yine.

Çağırdı insanları, "İrşâd için" evine.

 

Ve lâkin o insanlar, ona inanmadılar.

Gençliğine bakarak, istihzâya aldılar.

 

Dediler ki: (Sen neler, iddiâ ediyorsun.

Hocan için, büyük bir “Evliyâdır" diyorsun.

 

Ne bilelim biz onun, "Evliyâ" olduğunu.

Biz buna inanmayız, isbât et bize bunu.

 

Bize göstermez isen, bir hârika, kerâmet,

Onun büyüklüğüne, inanmayız biz elbet.

 

Meselâ biz bu akşam, bir yemek veriyoruz.

Yemekte, “Hocan” dahî bulunsun istiyoruz.

 

Bu akşam yemeğine, o da gelirse eğer,

Anlarız ki, büyük bir "Velî" imiş o meğer.

 

O zaman üstâdını, biz de iyi tanırız.

Onun büyüklüğüne, biz dahî inanırız.)

 

Muhammed Hanîf” dahî, bu teklîfe cevâben,

"Peki" dedi onlara, hiç tereddüt etmeden.

 

Zîrâ o, hocasını çok iyi tanıyordu.

Onun büyüklüğüne, kalben inanıyordu.

 

Nitekim biraz sonra, hem “Altı oğlu” ile,

Teşrîf etti hocası, tâ Serhend'den Kâbil'e.

 

Bu, evliyâlar için, hiç de zor iş değildir.

Zîrâ Allah, onlara, bu kuvveti vermiştir.

Bir Önceki Sayfaya GiderBu Kitabın Ana Sayfasına GiderBir Sonraki Sayfaya Gider

Abdüllatif Uyan