|
03 - MUHAMMED MÂSUM
FÂRÛKÎ
(Kuddise Sirruh)
DÜNYÂNIN HAKÎKATİ
Evliyâ-yı kirâmdan, çok
büyük bir kimsedir.
Nasîhati, kalplere
ederdi hemen tesir.
Bir gün de buyurdu ki:
(İnsana, "dert"
ve "belâ",
Gelirse, bilmeli ki
gönderdi Hak teâlâ.
Belâyı O gönderir,
belâdan O kurtarır.
Ve lâkin her birinin
belli bir vakti vardır.
Aslâ mümkün değildir bu
vakti değiştirmek.
Ve aslâ fayda etmez
Ondan şikâyet etmek.
Lâkin Hak teâlâya, kim
etse duâ, niyâz,
Rabbin merhametiyle, o
dertten olur halâs.
Asıl "Duâ etmemek",
kul için büyük belâ.
Zîrâ duâ edeni, seviyor
Hak teâlâ.
Gelirse bu duâya sebep
olan belâ, dert,
Onları belâ değil,
bilmeli büyük "Nîmet".
Dünyâ'nın görünüşü,
tatlı ve lezzetlidir.
Halbuki hakîkatte, "Öldürücü
zehir"dir.
Bir daha iflâh etmez
tuzağına düşenler.
Leş olur bu dünyâ'nın
zehiriyle ölenler.
Ona, ancak deliler,
ahmaklar gönül verir.
Zîrâ böyle olanlar,
sâdece yerler zehir.
Şeker kaplı bir "Zehir",
yaldızlanmış "Necâset",
Gibi olan dünyâ'ya,
edilir mi muhabbet?
Aklı olan, aldanmaz
sahte güzelliğine.
Ve bağlamaz gönlünü,
zararlı zevklerine.
Bilâkis bu hayatta,
Rabbinin rızâsını,
Almak için geçirir, her
fırsat ve ânını.
Hangi iş, âhiret'te işe
yarıyacaksa,
Sâdece o işleri îfâ eder
bilhassa.
Kulluk vazîfesini,
yerine getirir tam.
Emirlere sarılır,
işlemez günâh, haram.
"Dünyâ", Hak
teâlânın men ve yasak
ettiği,
Zararlı şeylerdir ki,
bilmeli bunu iyi.
Kimler ki, haramlardan
sakınırlarsa eğer,
Dünyâ'ya aldanmamış
sayılır o kimseler.
Allah, yasak etmedi
hiçbir zevk ve lezzeti.
Zararlı kullanmayı
sâdece yasak etti.
Yâni azgın ve taşkın
kullanmak oldu yasak.
Câizdir fâideli ve
edebli kullanmak.)
Bir gün de buyurdu ki:
(Görünen, görünmiyen,
Her nîmet, gelmektedir
Allahın kereminden.
Bu dünyâ'ya gelmekten,
maksat ve gâye dahî,
Mutlak elde etmektir "rızâ-i
ilâhî"yi.
Allahü teâlâya âit olan
mârifet,
İnsana, iki yoldan vâsıl
olur nihâyet.
Birisi, "ilim"
ile yâni "akıl" iledir.
Bunu bildirenler de, "İslâm
âlimleri"dir.
İkinci mârifetse, "Kalp"lerde
olur hâsıl.
Bu da, "Evliyâlar"dan
ehline olur vâsıl.
Evliyânın kalbinden, bu
nûr ve feyzi alan,
"Ârif" olup,
nefsi de sonunda eder
îmân.
İşte "Hakîkî îmân"
denir ki buna esas,
Böyle olan bir îmân,
devamlıdır, yok olmaz.
Resûlullah buyurdu:
"Yâ Rabbî, ihsânından,
Bir îmân istiyorum, sonu
küfür olmıyan." |