|
03 - MUHAMMED MÂSUM
FÂRÛKÎ
(Kuddise Sirruh)
KULLUK MAKÂMI
Bu zât, sevdiklerine
buyurdu ki bir ara:
Sakın güvenmeyiniz keşf
ile rüyâlara.
İnsanı, Cehennemden tek
şeydir kurtaracak.
O da, “İslâmiyyete
uymak”tır yine
ancak.
Öyleyse, emirlere
kuvvetle sarılınız.
Haram ve günâhlardan,
nefret edip kaçınız.
Uygun yapın her işi
ahkâm-ı dîniyyeye.
Ki, vâsıl olasınız
rızâ-i ilâhîye.
Allahü teâlâyı anmak da
çok mühimdir.
Onu hiç unutmamak, hattâ
Onun emridir.
Zîrâ buyuruyor ki:
(Ey mü’minler, Allahı,
Her zaman yâd edin ki,
bulasınız felâhı.)
Yine: (Hak
teâlâyı her zaman
zikrediniz.
Dünyâ ve âhiret'te, tam
felâha eriniz.)
Abdullah ibni Abbâs,
buyuruyor ki hattâ:
(Hak teâlâ, bir sınır
koymuştur her tâatta.
Bu sınırı aşınca, özür
kabûl etmiştir.
Bunları, o tâattan
müstesnâ eylemiştir.
Lâkin buna mukâbil, “Her
an beni anınız!”
Emri için, bir özür
tanımamıştır yalnız.
Yâni Onu anmakta, hiç
yoktur özür, sınır.
Müslümân, her ânında
Rabbini anmalıdır.
Dururken, otururken, her
yerde ve her halde,
Kendini anmamızı emretti
her mahalde.
“Beni hiç unutmayın!”
diye de buyurmuştur.
Yâni Onu çok anmak, bir
vazîfe olmuştur.)
Bir gün de buyurdu ki:
(Bu yolda, son derece,
Allahü teâlâyı
tanımaktır netîce.
Bu da, Hak teâlâda “Fânî
olmak” demektir.
Herkesten yüz çevirip,
yalnız Onu sevmektir.
Varlığın, sırf "Allaha
mahsus" bulunduğunu,
Ondan başka herşeyin,
fânî, yok olduğunu,
Anlamak demektir ki, "Tasavvuf"
işte budur.
Bunu böyle anlıyan,
maksada kavuşmuştur.
O, Rabbinden gayriyi
unutmuştur, tanımaz.
Ne kadar uğraşsa da, bir
şey hatırlıyamaz.
Hattâ kendini bile
hatırlamaz, unutur.
Rabbinden gayrisini,
bilmez ve sevmez olur.
Zîrâ kalp hastalığı
şöyledir ki, o gönül,
Allahtan gayri şeye
eylemiştir temâyül.
Ârifin kalbi ise, "parlak
ayna" gibidir.
Her işi dîne uygun ve
ahlâkı iyidir.
Allahın her emrine uymak
ve her ibâdet,
Böyle olan kimseye,
kolay gelir begâyet.
Kendisini beğenmek, "ucb"
ve "riyâ" gibi,
Kötü huylar, bulunmaz
kendisinde tabii.
Yapar o her işini, "Allah"
için, ihlâsla.
Onda günâh ve haram
işlemek olmaz aslâ.
Çünkü nefs, itmînâna,
îmâna kavuşmuştur.
Önce çok âsî iken, şimdi
mutî olmuştur.
Tasavvufun gâyesi, işte
buna varmaktır.
Herkesten yüz çevirip,
Allaha "kul"
olmaktır.
“Kulluk makamı”dır
ki tasavvufta son makam,
Kul, ancak bu makamda
kulluk yapabilir tam. |