|
03 - MUHAMMED MÂSUM
FÂRÛKÎ
(Kuddise Sirruh)
KÜÇÜK VE BÜYÜK CİHÂD
"Mektûbât"
kitâbında buyurdu ki bu
velî:
Her şeyden yüz çevirip,
kul, Rabbini sevmeli.
Allahü teâlâdan başka
şeyleri sevmek,
İki türlü olur ki,
bunları bilmek gerek.
Biri, “Kalp” ve “Beden”le
bir nesneyi sevmektir.
Ona, kalp ve bedenle
kavuşmak istemektir.
Câhil müslümânların,
böyledir ki sevmesi,
Bundan halâs olmaktır,
tasavvufun gâyesi.
Böylece kalpte yalnız, “Allah
sevgisi” olur.
Ve insan, böylelikle
"gizli şirk"ten
kurtulur.
"Tasavvuf"a
girmenin tek gâyesi de
zâten,
İnsanı, gizli şirkten
kurtarmaktır esâsen.
Hattâ Hak teâlânın,
(Ey îmân sâhipleri!
Îmân ediniz)
diye Kur'ândaki bu emri,
Meâlen şöyledir ki:
(Yaparak çok ibâdet,
Îmân-ı hakîkîye
kavuşunuz nihâyet.)
Yine En’âm sûresi,
yüzyirminci âyette,
Buyurulan emir de, yine
bu mahiyette:
(Organlarla
işlenen ve kalple
olagelen,
Günâhları terk edin!)
buyuruldu meâlen.
Kalpte, Hak teâlâdan
başka şeye muhabbet,
Bulunmıyacağını
emrediyor bu âyet.
Bir kalp ki, "Sâhibi"nden
gayriye tutulmuştur,
Ne hayır gelir ondan,
zîrâ o, mahvolmuştur.
Allahtan gayrisini
özlerse bir ruh eğer,
Hak teâlâ o rûha, hiç
vermez kıymet, değer.
Sevginin ikincisi,
sâdece organların,
Sevip istemesidir,
gönülden olmaksızın.
Ruh ve gönül, sâdece
bağlanmıştır "Allah"a.
Ondan başka bir şeyi,
bilmezler bunlar daha.
Buna, “Meyl-i tabîi”,
yâni “İçgüdü”
denir.
Bu sevgi, sırf bedenin
sevip istemesidir.
Bu sevgi, hiç bulaşmaz
kulun ruh ve kalbine.
Çünkü tutulmuşlardır
onlar sırf Rablerine.
Bu sevgi, bedendeki "ateş,
hava, su" gibi,
Şeylerin hassasından
hâsıl olur tabii.
Yüksek evliyâlarda, bu
sevgi olabilir.
Ve hattâ herbirinde, bu
sevgi var gibidir.
Allahın Sevgilisi,
Resûl-i ekrem bile,
“Serin şerbet”
içmeyi severdi
özellikle.
“Bürd-i yemânî”
denen, pamuk ile
ketenden,
Olan elbiseyi de,
severdi ayriyeten.
"Nefs", fenâ
makamına kavuşunca
nihâyet,
O da, kalp ve ruh gibi,
temiz olur be gâyet.
O da, Rabbine karşı
artık boyun eğmiştir.
Hattâ imrenilecek
vaziyete gelmiştir.
Lâkin bu bedendeki
maddelerin, bu sefer,
İsteklerine karşı, bir "Cihâd"
îcâb eder.
Bir gazâdan dönüşte,
Resûlullah, eshâba:
(Küçük cihâddan döndük,
geldik büyük cihâda.)
Diye buyurmuştur ki,
bunu kastetmektedir.
“Beden maddeleriyle
cihâd edin”
demektir.
Yoksa, o büyüklerin
mübârek nefisleri,
İstemez, zerre kadar
günâh olan işleri. |