|
03 - MUHAMMED MÂSUM
FÂRÛKÎ
(Kuddise Sirruh)
ÖNCE ÎMÂN
Büyük Allah adamı,
yüksek bir evliyâdır.
"Mektûbât"
kitâbında şöyle
buyurmaktadır:
Dünyâ lezzetlerinin
zararından kurtulmak,
Kullanırken, “İslâma
uymak”la olur ancak.
Yâni Hak teâlânın emir
ve yasağına,
Uyup kullanılırsa, zarar
gelmez insana.
Dîne uygun olarak
kullanılmazsa eğer,
Çok zararlı olurlar
insana bu lezzetler.
Hem günâh işliyene,
Rabbimiz eder gazap.
Ve bunlar, âhiret'te
görürler acı azap.
Dünyâ lezzetlerini, ya
tamam terk etmeli.
Yâhut da kullanırken,
günâh işlememeli.
Bunları terk etmeyip,
hem günâh işliyenler,
Yarın mahşer gününde,
çok pişmânlık çekerler.
Halbuki islâmiyyet,
günâh işlemedikçe,
Men ve yasak etmiyor
bunları binnetîce.
Lâkin bu lezzetleri,
dînini gözetmeden,
Zararlı kullanmayı
ediyor yasak ve men.
Nefsine tâbi olup,
günâhlara dalanlar,
Cennet nîmetlerinden
mahrumdur yarın onlar.
Bunlar bilmiyorlar mı
Allahın gördüğünü?
Ne cevap verecekler
ölünce mahşer günü?
O “Sorgu suâl”
günü, elbette ki
gelecek.
Herkesin yaptıkları,
önüne serilecek.
Dünyâ'da, haramlardan
kaçınarak büsbütün,
Cennete girenlere,
müjdeler olsun o gün.
Dünyâ'nın zevklerine,
hiç aldanmıyanlara,
Ve Allahtan korkarak,
günâhtan kaçanlara,
Çoluk çocuğunu da
koruyorlarsa eğer,
Bunlara, âhiret'te
verilir çok nîmetler.)
Yine o buyurdu ki: (En
mühim şey insana,
Önce, sâhip olmaktır,
dosdoğru bir "Îmân"a.
Sonra, islâmiyyeti iyice
öğrenerek,
Emirlere sarılıp,
etmektir haramı terk.
Sonra da, bir "Velî"ye
bağlanmak lâzım gelir.
Bu da, her insan için
mühim ve gereklidir.
Bunlara muhabbeti
sebebiyle, o kimse,
Kavuşur o kalpteki
bereket ve feyize.
Böylece kendinden ve
nefsinden uzaklaşır.
Ve mânen, yavaş yavaş o
"Velî"ye
yaklaşır.
Onlardan istifâde etmek
için de yine,
"Edebli"
olmalıdır o din
büyüklerine.
Bu feyzleri almakta,
ölüler ve diriler,
Genç, ihtiyar ve çocuk,
hepsi müsâvîdirler.
"Açlık çekmek"
değildir bu yolun
riyâzeti.
Öğrenip, tam yapmaktır
dîni, islâmiyyeti.
Ubeydullah-ı Ahrâr
buyurur ki: (Bir
kimse,
Îmânı, ehli sünnet üzere
değil ise,
Ve gevşekse islâma
ittibâ eylemesi,
Alamaz büyüklerin
kalbinden gelen feyzi.)
İbâdet etmiyenler,
terakkî edemezler.
Yâni mâneviyâtta hiç
ilerliyemezler.
Hârika gibi işler
gösterse de o gâyet,
Hepsi “İstidrâc”
olup, değildirler
kerâmet.) |