|
03 - MUHAMMED MÂSUM
FÂRÛKÎ
(Kuddise Sirruh)
İNSANLARA HİZMET
"Mektûbât"
kitâbında, buyurur ki bu
velî:
Mü’min, din kardeşine
yardım, hizmet etmeli.
Din büyüklerimiz de,
çalışıp kazandılar.
Ki, din kardeşlerine
yardımda bulunalar.
Velîlerden birisi
anlatır buna dâir:
Bir din kardeşim geldi,
bir gün bize misâfir.
Hasta olup, midesi
bozuldu o kişinin.
Ben, ona hizmet ettim "Allah
rızâsı" için.
Hattâ sabaha kadar,
elimde ibrik, leğen,
Bekledim başucunda, gece
mütemâdiyen.
Lâkin sabaha doğru, bir
parçacık uyudum.
Lâkin o misâfirin
hışmına dûçâr oldum.
Dedi ki: (Misâfire
hürmetin yok mu senin?
Ne için uyuyorsun, Allah
lânet eylesin.)
Bu sözü işitenler, çok
hayret eylediler.
(Peki, o an kalbinden ne
geçirdin?) dediler.
Dedim:
(Onun sözünden, üzüntü
duymadım hiç.
Duâ edermiş gibi, duydum
bir neş'e, sevinç.)
Buyurdu: (Mürşidine,
edebli ol ziyâde.
Zîrâ edeb olursa, olunur
istifâde.
Yolumuzun başı da, sonu
da, “Edeb”tir
hep.
Rızâ-i ilâhîye kavuşamaz
bî-edeb.
Hülâsa, "Toprak"
gibi olarak insan yine,
Koşmalı büyüklerin
hizmet ve sohbetine.
Yoksa, bu sohbetlere hiç
özenmemelidir.
Zîrâ fayda yerine, zarar
da görebilir.
Bir “Allah adamı”yla
sohbet etmek istiyen,
Oturmalı yanında, hiçbir
şey düşünmeden.
Kendini ve kalbini,
malını, hem de biraz,
Düşünürse, bu yolda
maksada kavuşamaz.
Rızâ-i ilâhîyi aramakta,
her kişi,
Acele etmeli ki, en
mühim budur işi.)
Bir gün, bu velî zâta
dediler:
(Efendim siz,
Evliyâ nasıl olur, îzâh
eder misiniz?)
Buyurdu ki: (Evliyâ,
“Cömert”tir ilk
evvelâ.
Eline ne geçerse,
dağıtır insanlara.
Dünyâ'ya, zerre kadar
îtibâr eylemez hiç.
Onu gören kimseyi,
kaplar bir neş'e,
sevinç.
Öyle fazla korkar ki
Cehennemden, ateşten,
Kaçınır titizlikle,
günâh olan her işten.
Her ne zaman, nerede
sohbet etse bir ara,
Muhakkak “Âhiret”ten
bahseder insanlara.
O, Rabbinden râzıdır,
gelse de şer ve hayır.
Nîmetlere şükreder,
gösterir şerre sabır.
İndinde müsâvîdir, her
bir nîmet ve belâ.
Der ki: (İkisini
de gönderdi Hak teâlâ.)
Bir kimse kederliyken,
görse onun yüzünü,
Unutur o esnâda cümle
üzüntüsünü.
Aynaya baktığında,
nefret eder kendinden.
“Ölüm”ü
hatırlayıp, yaş döker
gözlerinden.
"Allah" için
sever ve buğz eder "Allah"
için.
Kavga ve münâkaşa etmeye
vermez izin.
Hem onun nazarında,
makbûldür her müslümân.
Herkesi iyi bilir,
yoktur onda sû-i zan.)
|