|
03 - MUHAMMED MÂSUM
FÂRÛKÎ
(Kuddise Sirruh)
BÜYÜK VELÎ İDİ
Evliyâ-yı kirâmın en
meşhurlarındandır.
"İmâm-ı Rabbânî"nin
kerîm evlâdındandır.
Henüz üç yaşındayken. “Tevhîd”den
bahsederdi.
Sonra, üç ay içinde
Kur'ânı ezberledi.
Onbirinde
başladı, o ilim
tahsîline.
Yaşı onaltı iken, vâkıf
oldu hepsine.
Her ilmi, babasından
okuyup en nihâyet,
Bu yaşta, her ilimden
aldı "Mutlak icâzet".
Geçmiş evliyâların, bir
ömür harcıyarak,
Kazandığı şeylere,
kavuştu tam olarak.
Birkaç ayın içinde, öyle
yükseldi ki hem,
Onun feyizleriyle
nûrlandı bütün âlem.
Çıkınca tasavvufun en
yüksek noktasına,
Babası, aldı onu husûsî
odasına.
Buyurdu ki:
(Dünyâ'da, bitti bizim
işimiz.
Şimdi sana verildi, her
kemâlât ve feyiz.
Dünyâ'dan gitmemizin
zamanı yaklaşıyor.
Mahlûkât, yüzlerini
benden sana dönüyor.
Öyle görüyorum ki,
bundan sonra dünyâ'ya,
Senin vâsıtan ile
yayılır nûr ve ziyâ.)
Muhterem babasından
duyunca bu sözleri,
Kalbi parçalandı ve
yaşla doldu gözleri.
Büyük bir üzüntüyle,
kendinden geçti hemen.
Konuşacak tâkati kalmadı
kederinden.
Onu böyle görünce,
tesellî etmek için,
Buyurdu ki: (Üzülme,
o günlere var hemin.)
Vaktâ
ki pederleri, eyledi
Hakka vuslat,
Babasının yerine,
kendisi geçti bizzât.
Ondan almış olduğu ilim
ve mârifeti,
Saçarak, tâlipleri hak
yola dâvet etti.
İnsanlar, akın akın ona
geliyordu hep.
Ondan yayılıyordu zîrâ
ilim ve edeb.
Rüşd’ü
ve hidâyeti öyle çok
yayıldı ki,
Böyle yayılmamıştı eski
velîlerin ki.
“Dokuzyüzbin”den
fazla var idi talebesi.
Bu velînin elinde, hak
yola girdi hepsi.
Bunların arasında, “Yüzkırk
bin” âdedi de,
Evliyâ olmuşlardır bu
velînin elinde.
“Yedi bin” tânesi
de, bu velîler içinden,
Bir “Kâmil-i mükemmil”
olmuşlardır tamâmen.
Yâni başkalarını
yetiştirmek üzere,
“İcâzet-i mutlaka”
verdi bu velîlere.
Onlar da, gittikleri
yerlerde çalıştılar.
Aldıkları feyzleri, o
yerlere saçtılar.
Huzûruna gelenler, bir
ayda, bir haftada,
Evliyâ olurlardı, bir
nazariyle hattâ.
Bunlardan birisi de, "Murâd-ı
Münzevî"dir,
İstanbulda,
üç büyük evliyâdan
biridir. |