|
02 - İMÂM-I RABBÂNÎ
(Kuddise Sirruh)
HAKÎKÎ ÎMÂN
Bu zât, yazmış olduğu
“Mektûbât” kitâbında,
Şöyle buyurmaktadır “Kalpte
îmân” hakkında:
("Îmân", kalbin
tasdîk ve yakîni
olduğundan,
Azalıp çoğalması, olamaz
hiçbir zaman.
Azalıp çoğalırsa bir
inanış eğer ki,
Ona, îmân denmeyip, “Zan”
denir elbette ki.
Allahın beğendiği ibâdet
ve tâatlar,
Yapılınca, o îmân
cilâlanır ve parlar.
Lâkin beğenmediği
haramlar işlenince,
Bu sefer lekelenir ve
kararır iyice.
O halde bir "Îmân"da,
azalmak ve çoğalmak,
Amellerden, işlerden
ileri gelir ancak.
Yâni iyi amel ve ibâdet
yapılması,
Sûretiyle, îmânın
çoğalır parlaması.
İşte ibâdetlerle
parlayınca bir îmân,
Böyle olan îmâna, “Çok”
dedi bâzı insan.
Haram işleyince de, o
parlaklığı gider.
Buna dahî “Az”
dedi yine bâzı âlimler.
“Ebû
Bekr’in îmânı, ümmetin
îmânından,
Ağırdır”
hadîsi de, ediyor bunu
beyân.
Bu hadîsi şerîfte
buyurulan ağırlık,
Cilâ ve parlaklığı
gösterir gâyet açık.)
Yine bir mektûbunda
şöyle buyurmaktadır:
(Dünyâ'da en güzel şey,
"Rabbini tanımak"tır.
Allahı tanımak da, yine
iki nevidir.
Birisi, âlimlerin
bildirdiği gibidir.
Bu şekilde tanımak, "İlim"den
olur hâsıl.
İlim ise, akıl ve
zekâdan olur asıl.
Öbürü, evliyânın
tanımalarıdır ki,
Burada ilim değil, “Hâl”
vardır tabii ki.
Bu şekilde tanımak, "Kalp"
ile ilgilidir.
Hâl olduğundandır ki,
bu, daha kıymetlidir.
"Âlim"in kendi
vardır zîrâ o tanımada.
Bu tanımada ise, "Ârif"
yoktur arada.
Nefis, birincisinde
îmâna gelmemiştir.
İkincisinde ise, o da
îmân etmiştir.
Îmân, birincisinde
olmamıştır hakîkî.
Yine ibâdetler de,
sûrettir tabii ki.
Çünkü nefsi emmâre,
bulmamıştır itmînân.
Hattâ Hak teâlâya,
düşmanlıktadır her an.
Bir hadîsi şerîfte zîrâ
buyuruldu ki:
“Nefsine düşmanlık et,
o, düşman bana çünki.”
Böyle olan îmâna, “Mecâzî
îmân” denir.
Yâni sûreti olup, her
zaman gidebilir.
İkincisinde ise, nefsi
emmâre dahî,
Îmân ve itmînâna kavuşur
bizâtihi.
Bu zamandaki îmân, "Hakîkî
îmân" olur.
Bu îmân, bozulmaktan,
yok olmaktan korunur.
Resûlullah buyurdu:
“Yâ Rabbî, ihsânından,
Bir îmân istiyorum, sonu
küfür olmıyan.”
Ve Nisâ sûresinde,
buyuruldu ki yine:
“Mü’minler,
îmân edin Allah ve
Resûlüne."
Yâni buyuruldu ki:
“Yaparak çok ibâdet,
Îmân-ı hakîkîye kavuşun
en nihâyet.” |