|
02 - İMÂM-I RABBÂNÎ
(Kuddise Sirruh)
İSLÂM-I HAKÎKÎ
Hindistan’da yetişmiş,
çok büyük evliyâdır.
“Mektûbât”
kitâbında, nasîhatleri
vardır.
Yine bir mektûbunda
buyuruyor ki: İslâm,
İnanıp, “Teslîm olmak”
demektir Resûl'e tam.
İslâm da, üç kısımdır, "İlim",
"Amel" ve "İhlâs".
Bu üçü olmadıkça,
müslümânlık olamaz.
“İlim”,
islâmiyyeti iyice
öğrenmektir.
“Amel”de, buna
göre uygun amel
etmektir.
“İhlâs”, her
yaptığını yapmaktır
Allah için.
Yoksa, olmaz kıymeti
yapılan hiçbir işin.
İhlâs kazanmanın da,
yegâne yolu vardır.
O da, ihlâslılarla
birlikte bulunmaktır.
Bu ihlâsı kazanmış bir “Rehber”i
aramak,
Bu dînin emri olup, bu,
lâzımdır muhakkak.
Ve emri şöyledir ki
Kur'ânda Rabbimizin:
(Vesîle arayınız Ona
kavuşmak için.)
Burada buyurulan
“Vesîle”den de murat,
“İnsan-ı kâmil”dir
ki, lâzımdır böyle bir
zât.
Bu rehber bulununca, ona
teslîm olunur.
İşte islâmiyyette
tasavvuf yolu budur.
Bu yolda olanların,
kalbinde, hem de pek az,
Allahtan gayrisinin
sevgisi bulunamaz.
Allahü teâlânın
ihsâniyle o kimse,
Kalbi, Allahtan gayri
bir şeyi görmez ise,
“Fenâ” ve “Bekâ”
denen makama vâsıl olur,
Bu yolda, en nihâyet
aranılan da budur.
İslâmın hakîkati,
buradadır ki hattâ,
“Velî”, yâhut “Evliyâ”
denilir böyle zâta.
Burada nefis dahî,
küfürden olur halâs.
Îmânla şereflenip,
kazanır hem de ihlâs.
Artık o, râzı olur
Rabbin her yaptığından.
Allahü teâlâ da, râzı
olur bu kuldan.
"Kendisini beğenmek"
belâsından kurtulur.
Hiç günâh işliyemez bir
hâle gelmiş olur.
Para mal, mevkî makam
gibi dünyâlıklardan,
Tamâmen kurtulmuştur,
hiç tad almaz bunlardan.
Zîrâ o, bu şeylerden
tamâmen vaz geçmiştir.
Kendini "Allah için"
artık fedâ etmiştir.
Nefis, bu itmînâna
kavuşursa ne zaman,
“İslâm-ı hakîkî”yle
şereflenir o insan.
Yâni hakîkî îmân, nasîb
olur nihâyet.
Artık hakîkî olur her
yaptığı ibâdet.
Namâz oruç, hac zekât,
her ne yapsa velhâsıl,
"Sûret"ten
kurtularak, olurlar
hepsi "Asıl".
Bu “Hakîkî islâm”la
her kim ki şereflenir,
Peygamberliğe mahsus
kemâller ona gelir.
(Âlimler, Nebîlerin
vârisleridir)
diye,
Kavuşur bu hadîste
buyurulan müjdeye.
Bütün bu kemâllerin
kökü, "İslâmiyyet"tir.
Yâni farzları yapıp,
günâhtan el çekmektir.
Ne kadar çok dallansa
meyve verse bir ağaç,
Yine de köksüz olmaz,
ona vardır ihtiyaç.
Dînimizin kökü de, bu
emirlerdir asıl.
İslâma uymadıkça bir şey
olmaz velhâsıl. |