|
02 - İMÂM-I RABBÂNÎ
(Kuddise Sirruh)
EVLİYÂ OLMAK İÇİN
Hicrî bin senesinde
teşrîf etti dünyâya.
Kararmış gönülleri,
kavuşturdu ziyâya.
Bu zât, “Mektûbât”ında
şöyle buyurmaktadır:
İslâmın bir "Sûret"i,
ve bir de "Asl"ı
vardır.
İslâmın sûretine
kavuşunca bir insan,
Nefsi îmân etmemiş,
olmamıştır müslümân.
Bunlar, kalpleri ile
inanmışlardır, ama,
Nefsleri girmek ister,
her günâh ve harama.
Kıldıkları namâzlar,
namâzın sûretidir.
Sâir tâatleri de, tam
hakîkî değildir.
Bir nefis ki, inkârda
olunca, tabii ki,
Îmân ve ibâdetler elbet
olmaz hakîkî.
Ve lâkin Hak teâlâ, pek
çok merhametlidir.
"Îmânın sûreti"ni
kabûl eylemektedir.
Sırf kalbin îmânının,
kabûl buyurulması,
Nefsin îmânının da, yâni
şart olmaması,
Allahü teâlânın çok
büyük ihsânıdır.
Ve lâkin Cennetin de, "Sûret"
ve "Asl"ı vardır.
Îmânın sûretine
kavuşmuşsa bir kimse,
"Cennetin sûreti"nden
alır o, pay ve hisse.
Kim ki, hakîkatine
kavuşmuşsa îmânın,
Cennette, hakîkatten pay
alır o da yarın.
Îmânın sûretine, bir de
hakîkatine,
Kavuşan iki mü’min,
Cennete girdiğinde,
Aynı meyvelerinden
yiyeceklerdir, fakat,
Herbiri, başka başka
alacak lezzet ve tad.
Nitekim o Serverin
zevceleri de yarın,
Yanında olacaktır, hepsi
Resûlullahın.
Velâkin herbirinin
duyacakları lezzet,
Aynı olmıyacaktır
Resûlünkiyle elbet.
İslâmın sûretiyle, kim
ki şeref bulmuştur,
“Umûmî evliyâlık”,
ona nasîb olmuştur.
Yâni bu mü’minler de,
yine cenâbı Hakkın,
Rızâ ve sevgisine
kavuşmuştur bi hakkın.
Ve lâkin kimin nefsi,
yakîn ve itmînâna,
Yâni kavuşmuş ise hakîkî
bir îmâna,
“Vilâyet-i Hâssa”ya
kavuşmuştur o artık.
Yâni ona verilir, "husûsî
evliyâlık".
Böyle evliyâlığa
kavuşabilmek için,
Nefsi de inanması
lâzımdır o kişinin.
Bu da, islâmiyyete
uymakla olur ancak.
Bu uymak tam olmazsa,
mümkün olmaz kavuşmak.
Tamâmen terk etmek de,
her günâh ve isyânı,
Evliyâlık yolunda
ilerletir insanı.
Yâni dîne uymakta,
gevşeklik olursa az,
Havada uçsa bile,
evliyâlık olamaz. |