|
02 - İMÂM-I RABBÂNÎ
(Kuddise Sirruh)
PİŞMÂN OLMAMAK İÇİN
"İmâm-ı Rabbânî"
ki, Hakkın bir evliyâsı.
Sözleri, temizlerdi
kalpten kiri ve pası.
Bir gence mektup yazıp,
buyurdu ki: (Evlâdım!
Her gün yaklaşıyoruz "Ölüm"e
adım adım.
Bir kul ki, hep "günâh"la
geçirirse ömrünü,
Ne özür ve bahâne bulur
o mahşer günü?
Bir kul, Yaradan’ına
ederse her gün isyân,
Yarın mahcûb olmaz mı,
mahşer günü o insan?
Ömrünü, hep "günâh"la
geçirirse, sonunda,
Nasıl cevap verir o,
Rabbinin huzûrunda?
Daha, ne güne kadar
böyle gaflet olacak?
Kulaklardan bu pamuk, ne
vakit atılacak?
Ey oğlum, sözlerime
kulak ver, dinle iyi.
Bir gün kaldıracaklar
gözlerden bu perdeyi.
Ve yine çok yakında,
gelecek ki bir zaman,
Bu “Gaflet pamuğu”nu
atarlar kulaklardan.
Fakat hiç fâidesi
olmıyacak bunların.
Bilâkis bir pişmânlık
olacak ona yarın.
"Ölüm"
uyandırmadan, uyanalım
ki şu an,
Yüzümüz ak olarak
verelim Allaha can.
Öyle yaşamalı ki, kul bu
kısa ömründe,
Mahcûbiyyet olmasın,
yarın "Mîzân"
önünde.
Âhiret'te kurtulmak için
de yine evlât,
Edinmeli dosdoğru bir "Îmân"
ve "Îtikad".
Îmân doğru olmadan,
kurtuluş olmaz aslâ.
Hem dahî amelleri,
yapmalıdır "ihlâs"la.
"Tasavvuf"a
girmekten, şudur ki asıl
maksat.
Görmüş gibi kuvvetli
olsun îmân, îtikad.
Düşünüp işiterek ele
geçen o îmân,
Bularak, anlıyarak hâsıl
olur o zaman.
Tasavvufa girmenin,
ikinci fâidesi,
Temizlenir pislikten,
hem "Nefs-i emmâre"si.
Bütün ibâdetlerin
yapılması, o zaman,
Güç olmayıp, bilâkis
olur kolay ve âsân.
Nefisten hâsıl olan
isteksizlik, atâlet,
Gidip, onun yerine
zevkli gelir ibâdet.
Haramlar, nefse önce
gelirken tatlı, şirin,
O zaman tam aksine,
gelir fenâ ve çirkin.
Önce, hiç istemezken
ibâdet eylemeyi,
Şimdi, her bir ibâdet,
gelir tatlı ve iyi.
Bütün bu üstünlükler, “Sohbet”le
olur hâsıl.
Sahâbe, bir sohbette
olurdu buna vâsıl.
Onlar, Resûlullahı
görmekle bir kerecik,
"Hikmet"
konuşurlardı bir anda
hemencecik.
Onların, o bir anda
çıktıkları noktaya,
Yıllarca çalışsa da,
çıkamaz bir "Evliyâ".
Gelen vahyi, meleği
görmüştü çünkü eshâb.
Resûl'ün sohbetiyle
olmuşlardı şerefyâb.
“Bir avuç arpa”
ile, bir tasadduk
yapsalar,
Bundan, öyle çok sevap
alırdı ki o zâtlar,
Başkaları, “Dağ kadar
altın”ı verse bile,
Yine de pek az kalır, o
sevâba nisbetle.
Arkadaş, dost idiler
onlar "Resûlullah"a.
Bundan daha şerefli bir
nîmet var mı daha? |