|
02 - İMÂM-I RABBÂNÎ
(Kuddise Sirruh)
İBÂDETLER KOLAYDIR
"İmâm-ı Rabbânî"
ki, şânı büyük bir velî.
İlmi ile, herkese oldu
çok fâideli.
Bir gence mektup yazıp,
buyurdu: (Hak teâlâ,
Her emrinde "Kolaylık"
göstermiştir kullara.
Meselâ ibâdette,
istemiştir hep azı.
Günde, yalnız "Kırk
rekât" emretmiştir
namâzı.
Bu kırk rekât namâzın,
kılınması da zâten,
"Bir saat"lik bir
zaman bile tutmaz
esâsen.
Bunları kılarken de, en
kısa ve kolay bir,
Sûre okumayı da, kabûl
eylemektedir.
Ayakta kılamıyan, kılar
hem oturarak.
Onu da yapamayan,
kılabilir yatarak.
Rükû ve secdeleri
yapamazsa bir insan,
Îmâ ve işâretle
kılabilir her zaman.
Eğer abdest almakta, su
zarar verir ise,
Toprak ile teyemmüm
yapabilir o kimse.
Yine "Zekât" için
de, kolaylık
göstermiştir.
Malın hepsini değil, "Kırkta
bir" emretmiştir.
Onu da, hemen değil,
bekletip o akçeyi,
Tam "bir sene"
geçince, emretmiştir
vermeyi.
Yeme ve içmede de, mubah
edip çok şeyi,
Yine haram kılmıştır, az
bir iki nesneyi.
Haram kılmasının da,
hikmeti vardır nice.
Çünkü zarar verirler,
yenilip içilince.
Acı olan "Şarab"ı
haram kılsa da, fakat,
Helâldir hoş kokulu,
nice tatlı meşrûbât.
Bütün meyve suları, hem
karanfil ve tarçın,
Helâl ve faydalıdır
insan sıhhati için.
Acı ve keskin olan o
iğrenç şey, bir kere,
Benzer mi, hoş kokulu o
tatlı şerbetlere?
Bu fizîkî evsâftan daha
ayrı olarak,
Helâli kullanmaktan,
râzıdır cenâbı Hak.
Allahü teâlânın sevip
râzı olması,
Ayrıca bir fark olup,
budur işin esâsı.
"İpeği",
erkeklere haram kıldıysa
misâl,
Sayısız süslü, renkli
kumaşı etti helâl.
Erkek, hâlis ipeği
giyemese de, fakat,
Bu kumaşlar, ipekten
fâidelidir kat kat.
Hem sonra ipek kumaş,
kadınlara helâldir.
Bunun fâidesi de, yine
erkekleredir.
"Altın"ın da
kadına helâl, mubah
olması,
Yine erkekleredir
esâsında faydası.
Velhâsıl insâfsız ve taş
yürekli bir kimse,
Bu kadar kolaylığı, "Ağır
yük" görür ise,
Bu, "Kalp bozukluğu"nu
gösterir elbet onun.
Ve "Hasta"
olduğunu belli eder
rûhunun.
Bir çok işler vardır ki,
kolaydır gerçi, fakat,
Hastalar, sağlam gibi
yapamaz öyle rahat.
Kalbin hasta olması,
şudur ki asıl yine,
"Tam inanmaması"dır
dînin emirlerine.
İnanmış görünse de,
inanmamıştır içten.
Bu inanış, sâdece belli
olur hâriçten.
"Gönülden inanma"nın
şudur ki alâmeti,
Zevk ile, haz duyarak
yapar her ibâdeti. |