|
02 - İMÂM-I RABBÂNÎ
(Kuddise Sirruh)
YARAR İŞ BİR TEKTİR
"İmâm-ı Rabbânî"nin,
"Mektûbât" kitâbında,
Şöyle buyuruluyor bir
nasîhatlarında:
(Hak teâlâ bizleri, o
büyük Peygamberin,
Nûrlu olan yolunda
bulundursun hep, âmîn!
Kurtarıp bu dünyâ'nın
çerçöplerinden bizi,
Büsbütün kendisine
bağlasın kalbimizi.
Ne kıymeti vardır ki
paranın, malın acep,
İnsan, onun peşinde
ömrünü harcasın hep.
"Ey insan, evin tarlan
zindan olmuş baksana.
Ardında koştukların,
düşman olmuş hep sana."
Oğlum, ne güne kadar
sürecek daha gaflet?
"Ölüm"
uyandırmadan uyanmalıdır
elbet.
Ölmeden, âhiret'e yarar
iş yapmalı ki,
İnsan, böyle kurtulur
azaptan tabii ki.
Ey oğlum, âhiret'e yarar
iş de, bir tektir.
O da, "Resûlullahın
yolunda yürümek"tir.
Her şeyden daha önce,
mü'mine lâzım olan,
Edinmektir dosdoğru bir
"îtikad" ve "îmân".
İşlerde ve sözlerde,
hattâ her harekette,
Emir ve yasaklara
uymalıdır elbette.
Bu emirlere uymak,
necâta olur sebep.
Yâni tatbik edene,
iyilik getirir hep.
Bunlardan ayrılmaksa,
elbette çok kötüdür.
İnsanı utandırıp,
felâkete götürür.)
Yine bir mektûbunda
buyurdu ki: (Evlâdım!
Ebedî seâdetler versin
sana Allahım.
Bizlere doğru yolu ihsân
etti Rabbimiz.
O göstermese idi,
bulamazdık onu biz.
Allahın biz kullara
gönderdiği Resûl'e,
İnandık, îmân ettik, bin
canla, bin gönülle.
Zîrâ Ona uymakla, umulur
sonsuz necât.
Ona uymıyanların, sonu
olur fecâat.
Kul, "Bin sene"
yaşasa ve etse
ibâdetler,
Ve nefsine çektirse, çok
sıkı riyâzetler,
Eğer Resûlullaha olmadı
ise tâbi,
Bunların, "Arpa kadar"
kıymeti olmaz tabii.
"Su" gibi
görünürse nasıl ki çölde
"Serap",
O ibâdetlerden de,
alınmaz hiç bir sevap.
Lâkin Ona uyarak,
yapılsa az bir amel,
O bin yıllık tâatten,
olur üstün ve güzel.
Hattâ bir iş olmıyan "Uyku"
bile meselâ,
Ona tâbi olunca, olur
güzel ve âlâ.
"Kaylûle etmek",
yâni, gün ortasında
biraz,
Uyumak, o Resûl'ün
âdetiydi kış ve yaz.
Ona tâbi olmayı
düşünerek bir kimse,
Eğer gün ortasında, bir
miktar uyur ise,
Bu "uyku"dan, o
kadar görür ki çok
menfaat,
O bin yıllık tâatten
üstün olur kat be kat.
Çünkü bu, Ona tâbi
olarak uyumuştur.
O ise, Ona değil,
kendisine uymuştur. |