|
02 - İMÂM-I RABBÂNÎ
(Kuddise Sirruh)
ÎMÂN VE KÜFÜR
"İmâm-ı Rabbânî"nin
eseri "Mektûbât"ta,
Şöyle buyuruluyor birine
nasîhatta:
"Âhiret"i
kazanmak isterse insan
eğer,
Dünyâ'yı terk etmesi
elbette îcâb eder.
Burada "Dünyâ" demek,
Haram ve günâh'lardır,
Bunu terk etmenin de,
iki türlüsü vardır.
Birinde, haram olan
şeyler ile berâber,
Bütün mubâhları da
yapmayıp tek ederler.
Yâni tembel ve işsiz,
bırakıp oturmayı,
Terk etmektir her türlü
keyfi, zevk ve sefâyı.
Bunlar, bütün vaktini,
Allaha ibâdetle,
Geçirip, bu tâatten zevk
alırlar gâyetle.
Allahın kullarına "Doğru
yol"u göstermek,
Yolunda çalışmaktan,
alırlar lezzet ve zevk
Büyük kazanç bilirler,
insanlara hizmeti.
Terk ederler bu yolda,
bütün istirâhati.
"Dîne hizmet"
uğrunda, gelirse
sıkıntılar,
Bunları, mihnet değil,
bilirler kazanç ve kâr.
Eshâbı kirâm ile, çoğu
din büyükleri,
"Dünyâ"yı, bu
şekilde terk ettiler
ekseri.
Dünyâ'yı terk etmenin
öbürüne gelince,
"Haram" ve "günâhlar"ı
terk etmektir sâdece.
Mubâh olan zevkleri
yapsa da bunlar, ancak,
Haram ve şüpheliden
kaçarlar tam olarak.
Harama, ehemmiyyet
vermiyerek bir kimse,
Günâhları işleyip,
üzüntü duymaz ise,
Yâni Hakk'ın emrine
aldırış etmiyerek,
Günâhı beğenirse, hem "Ne
güzel" diyerek,
Mâzallah "Kâfir"
olur onlar bu hal
içinde.
Sonsuz yanacaklardır
Cehennem ateşinde.
Ehemmiyyet verip de,
nefse mağlûb olarak,
Haramları işlerse
şeytana aldanarak,
Sonra toparlanıp da,
eğer pişmân olsalar,
Bunlar, kâfir olmayıp,
yine "Müslümân"dırlar.
Bu gibi kimselere, "Âsî"
ve "Fâsık" denir.
Günâh işleseler de, yine
muvahhid’lerdir.
Bunlar, yanar ise de
Cehennem ateşinde,
Sonsuz kalmıyacaktır o
azâbın içinde.
Allahü teâlânın mubâh
ettiği şeyler,
Çok olup, bunlarda da
mevcuttur türlü zevkler.
Hattâ mubâhlardaki
zevkler daha fazladır.
Haramların lezzeti,
mubâhlardan pek azdır.
Farzları edâ edip, hiç
haram işlememek,
Hâlis bir mü'min için,
basit ve kolaydır pek.
Ve lâkin kalplerinde,
bir maraz-ı mânevî,
Olanlara güç gelir, çok
kolay olsa dahî.
Nitekim bir çok işler
vardır ki, çok basittir.
Ve lâkin hastalara,
gâyet zor ve güç gelir.
Şudur ki kalpte olan
maraz-ı mâneviyye,
Tamam inanmamaktır
ahkâm-ı dîniyyeye.
"İnandım" denilse
de, doğru îmân değildir.
Hakîkî tasdîk değil,
sâdece lâf iledir.
Kalpte "Doğru îmân"ın
olmasına alâmet,
İslâmı yaşamaktan,
almaktır tad ve lezzet. |