|
02 - İMÂM-I RABBÂNÎ
(Kuddise Sirruh)
SONRA, O DA İNANDI
"İmâm"ın
zamanında, bir âlim var
idi ki,
Bilmiyordu önceden bu
zâtın kıymetini.
İlmiyle gururlanıp, onu
kötülüyordu.
Hakkında, olur olmaz
kelâmlar ediyordu.
Yine bir toplulukta, onu
kötülüyorken,
Biri kalkıp dedi ki: (Tanıyorum
onu ben.
Yakînen bilirim ki, o
zâtın aleyhinde,
Konuşan, azap görür
yarın mahşer yerinde.)
Lâkin kabûl etmedi, onun
müdâfâsını.
Hem de inat ederek,
sürdürdü dâvâsını.
O kimse, son olarak dedi
ki:
(İşte Kur'ân.
Bu ihtilâfımızı o çözsün
istiyorsan.
Haydi, ikişer rekât önce
namâz kılalım.
Sonra, ona niyetle bir
sahîfe açalım.
İlk sayfanın başında,
çıkarsa hangi âyet,
O "Velî"nin hâline
tutalım bir işâret.)
O da "Peki"
deyince, kalkıp abdest
aldılar.
Namâz kılıp, Kur'ândan
bir sahîfe açtılar.
İlk satırda bir âyet
çıkmıştı ki açınca,
Tam "İmâm"ın
hâlini gösterirdi
açıkça:
(Onlar, uğraşsalar da
dünyâ ticâretiyle,
Yine de unutmazlar
Allah’ı bir an bile.)
Bu kerâmeti görüp,
pişmân oldu gönülden.
Ve hattâ talebesi oldu
hem de o günden.
Yine bu "Velî"
zâta talebe olanlardan,
Birisi anlatır ki: Ben
talebe olmadan,
Önce, bir mektup yazıp,
sordum ki şu suâli:
(Nasıl hâsıl oluyor
eshâbın bu kemâli?
Resûl'ün huzûrunda
durmakla insan bir an,
Nasıl üstün oluyor, en
yüksek evliyâdan?)
İmâm, cevap olarak
yazdılar ki o zâta:
(Lüzum yok bunun için
mektupla îzâhâta.
Zîrâ bunun cevâbı,
yazmakla anlaşılmaz.
Yâhut anlaşılsa da, tam
mutmain olunmaz.
Bu suâlin cevâbı,
birlikte bulunarak,
Sohbet ve hizmet ile
alınabilir ancak.)
Bu mektup üzerine,
geldim Serhend şehrine.
Hiçbirşey konuşmadan,
katıldım meclisine.
Daha ilk sohbetinde,
oldu ki öyle haller,
Kavuşmak mümkün değil,
geçse de çok seneler.
Düşündüm ki:
“Sohbeti böyleyse bir
velînin,
Acabâ nasıl olur sohbeti
Peygamberin?”
Bu hususta, ben henüz
bir şey demeden evvel,
Suâlimin cevâbı
verilmişti mükemmel.
O akşam,"İmâm" beni
çağırıp huzûruna,
Buyurdu:
(Anladın mı, cevap
verdim soruna.)
Hemence ellerine
kapanarak ben dahî,
Dedim: (Evet
efendim, anladım gâyet
iyi.) |