|
02 - İMÂM-I RABBÂNÎ
(Kuddise Sirruh)
O
TOKADI YİYİNCE
Vardı ki seyyitlerden
onun bir talebesi,
Şöylece naklediyor bir
vak’ayı kendisi:
Ceddim olduğu için, "hazreti
Alî"yi, ben,
Daha çok seviyordum
diğer sahâbîlerden.
Onun ile harbeden
sahâbeye de, ilkin,
Kırgındım, “Onun ile
harbettikleri” için.
"İmâm-ı Rabbânî"yi
henüz tanımıyordum.
Lâkin Mektûbât'ını, bâzı
gün okuyordum.
Yine göz gezdirirken bir
gün de "Mektûbât"a,
Bir şey görüp, kendimce,
güyâ buldum bir "hatâ".
Okudum ki:
(Eshâbın, sevmelidir
hepsini.
Zîrâ onlar, her kirden
pâk etmiştir nefsini.
Onlar, birbirleriyle
harb etmiş olsa bile,
Elbette ki olmuştur,
rızâ-i bârî ile.
Birisini sevmemek,
hepsini sevmemektir.
Bize düşen, hepsini
sevip tâzim etmektir.)
Okuyunca, “Bu yazı,
yanlış olmuş” dedim ve,
Mektûbât kitâbını,
elimden attım yere.
Gece, gördüm rüyâda "İmâm-ı
Rabbânî"yi.
İki kulağımdan da, tuttu
ve çekti kavî.
Buyurdu ki: (Ey
çocuk, sen bana
inanmazsın.
Sonra da kitâbımı, alıp
yere atarsın.
Gel, seni bir kimseye
götüreyim ki hemen,
İşin hakîkatini, ondan
işit ve öğren.)
Ve elimden tutarak,
götürdü ki bir zâta,
"Nûr"u, dört bir
tarafı etmiş idi ihâta.
Dedi: (Ceddin
Alî’dir, ilerde gördüğün
zât.
Bu işin esâsını, gel
ondan öğren bizzât.)
Ben dahî çekinerek,
varınca huzûruna,
Yüzüme nazar edip,
buyurdular ki bana:
(Evlâdım, her biri de
çok büyüktür eshâbın.
Kalbinde, hiç birine
soğukluk duyma sakın.
Olmuşsa da "Harb"
gibi görünen işlerimiz,
Bizim, onlarda bile
hâlisti niyetimiz.
Muhârebe yapsak da, o
kardeşlerimizle,
"Allah için" oldu
hep, olmadı nefsimizle.
Onların hiç birine
kırgınlık câiz olmaz.
Bu zâtın sözüne de, etme
sakın îtirâz.)
Bunları, açık açık
duydumsa da ceddimden,
Yine de o soğukluk tam
gitmedi içimden.
Bu hâlimi anlayıp,
öfkelendi mübârek.
"İmâm-ı Rabbânî"ye
yüzünü döndürerek,
Buyurdu ki: (Bu,
hâlâ etmedi tam kanâat.
Sen bunun suratına,
indir kavî bir tokat.)
O da, vurdu tokadı, bu
emir gereğince.
Aklım başıma geldi, o
tokadı yiyince.
Uykudan uyanınca, nazar
ettim kalbime.
Gördüm ki temizlenmiş,
hamd eyledim Rabbime. |