|
02 - İMÂM-I RABBÂNÎ
(Kuddise Sirruh)
HAYDİ GEL, GEL
"İmâm-ı Rabbânî"nin
akrabâsından biri,
Talebesi olmadı uzun
zamandan beri.
Görürdü, akın akın ona
gider insanlar.
Buna rağmen, kendisi
veremezdi bir karar.
Ve kendi kendisine
düşünür idi ki hep:
“İmâm-ı Rabbânînin
nasıldır yolu acep?”
Bir gün karar verdi ki:
"Artık yarın gideyim.
Ne imiş onun yolu, ben
dahî öğreneyim".
O gece rüyâsında, bir su
kenarındaydı.
"İmâm-ı Rabbânî"
de, karşı yakasındaydı.
Onu görüp, o kadar
duygulandı ki içten,
Ağlamaya başladı bu
sürûr ve sevinçten.
"İmâm" dahî o zâta
seslendi ki:
(Haydi gel!
Gör ki, bizim yolumuz ne
mükemmel, ne güzel.)
O "Velî"nin sesini
duyunca, birden bire,
Başladı kalbi derhal, "Allah"ı
zikretmeye.
Uyanınca gördü ki, bu
hal devam ediyor.
Ve gönlü, o büyüğün
“Aşkı” ile yanıyor.
Düşündü:
“Sohbetine gitmeden
henüz daha,
Kalbim zikre başladı,
yakın oldum Allaha.
Onun yolu bu ise,
gerçekten güzel”
deyip,
Mübârek huzûruna gitti
hemen giyinip.
O içeri girince,
buyurdular ki:
(Evet.
Yolumuz işte budur, sen
de buna devam et.)
Yine talebesinden üç
kişi, bir araya,
Gelerek, çıkmışlardı bir
iş için sahrâya.
Bir “Puthâne”
görerek, istişâre
ettiler.
Onu yıkmak üzere,
ittifak eylediler.
Zîrâ orda tapınan
hindûlar, ara ara,
Eziyet ederlerdi garip
müslümânlara.
Yıkmaya başlayınca, onu
bu talebeler,
Hindûlar arasında, şâyi
oldu bu haber.
"Bin kişi"lik bir
gurup, toplanarak az
sonra,
Gelip, etrâflarını
ettiler muhâsara.
Taş ve sopalar ile,
saldırıya geçtiler.
Onlar ise silâhsız, hem
de "Üç kişi"ydiler.
Çâresizlik içinde, bir
tânesi, kalbinden,
Yardım talep eyledi
"İmâm-ı Rabbânî"den:
“Yâ İmâm, öldürecek
kâfirler hepimizi.
Allahın izni ile,
bunlardan kurtar bizi!”
Birden üstâdlarının
sesini işittiler:
“Korkmayın,
sizin için geliyor
mücâhitler.”
Hindûlar üstlerine tam
vardığı zamanda,
Yirmi otuz süvârî,
çıkageldi bir anda.
Gözü dönmüş hindûlar,
görür görmez bu hâli,
Dağıldılar etrâfa “Çil
yavrusu” misâli. |