|
02 - İMÂM-I RABBÂNÎ
(Kuddise Sirruh)
HİLYELERİ
"İmâm-ı Rabbânî"nin
hilyeleri hakkında,
Şöyle bilgi verildi
“Hadarât” kitâbında:
Beyaz, buğday benizli,
açık, geniş alınlı.
Alnı ile yüzünde “Nûr”
parlardı devamlı.
Kaşlarının arası, açık
olup iyice,
Gâyet siyah ve uzun, “Yay”
gibiydi ve ince.
Mübârek gözleri de, iri
idi hem biraz.
Siyahı tam siyahtı,
beyazı da tam beyaz.
Hem mübârek burnunun
ortası yüksekçeydi.
Mübârek dudakları,
kırmızı ve inceydi.
Yüzünde bir güzellik
vardı ki ayriyeten,
Gören, “Yûsüf Nebî”yi
hatırlıyordu hemen.
Heybet ve vakarda da,
yok idi bir benzeri.
Gören, hatırlıyordu "İbrâhim
peygamber"i.
Hem onda var idi ki öyle
tavır, öyle hal,
Onu gören, "Allah"ı
hatırlıyordu derhal.
Bir gün, bir mektup
verip talebeden birine,
Gönderdi onun ile, kendi
birâderine.
Buyurdu:
(Li îlâfî sûresini
okursan,
Kurtarır Allah seni, her
belâ ve kâzâdan.
Yine de zor bir işle
karşılaşırsan eğer,
Rabbine güvenerek, bizi
hatırla, yeter.)
“Peki efendim!” deyip, o
gün çıktı sefere.
Bir çölde, namâz için
mola verdi ilk kere.
Abdestini aldı ve namâza
duracakken,
Karşısına, korkunç bir “Aslan”
çıktı âniden.
Hiç öyle iri hayvan
görmemişti ömründe.
"İmâm-ı Rabbânî"yi
hatırladı gönlünde.
Düşündü:
“Ey üstâdım, izni ile
Allahın,
Kurtar beni elinden, bu
yırtıcı hayvanın.”
Henüz geçirmişti ki
kalben bu temennîyi,
Farketti
tam önünde, "İmâm-ı
Rabbânî"yi.
Onu görüp, âdetâ “mahcûb
oldu” o hayvan,
Başını öne eğip,
uzaklaştı oradan.
Başka bir gün, amcası,
bir yolculuk ânında,
"Heybesi"ni
düşürüp, sonra oldu
farkında.
Emânet eyliyerek atını
kâfileye,
Heybe'yi bulmak için,
gitti biraz geriye.
Çölde, yaya olarak
ararken o heybeyi,
Biraz zaman geçince,
kaybetti kâfileyi.
Çâresizlik içinde,
Allaha sığınarak,
"İmâm-ı Rabbânî"yi
kalben hatırlıyarak,
Düşündü ki:
“Ey İmâm, Allahın izni
ile,
Gel yetiş ve buluştur,
beni kafilemizle.”
Henüz geçirmişti ki, o
bu şeyi zihninden,
"İmâm", atı
üstünde yetişti ona
hemen.
Elini uzatarak, bindirdi
terkisine.
Az sonra yetiştirdi onu
kâfilesine. |