|
02 - İMÂM-I RABBÂNÎ
(Kuddise Sirruh)
ONA İFTİRÂ ETTİLER
Resûl'ün vefâtından,
geçince tam "Bin sene",
Gönderdi Allah onu,
Hindistan ülkesine.
Onunla, hidâyete geldi
çoğu insanlar.
Kaçacak yer aradı,
islâma saldıranlar.
Lâkin bâzı sapıklar,
iftirâ edip ona,
Şikâyet eylediler
zamanın sultânına.
Devrin hükümdârı da, "Selîm
Cihângir Hân"dı.
İyi araştırmadan,
yalanlara inandı.
Ve oğlu "Şâh Cihân"a
verdi ki şöyle emir:
(Onu, talebesiyle
birlikte bana getir!)
Niyeti, öldürmekti
onları tamâmiyle.
Şâh cihân, geldi derhal
"İmâm"a bir müftîyle.
Dedi ki: (Sen
babama secde edersen
eğer,
Seni, öldürülmekten
kurtarırım bu sefer.)
Aslâ kabûl etmeyip,
buyurdu ki:
(Bu fetvâ,
Zarûret zamanında olur
câiz ve revâ.)
Talebeden kimseyi yanına
almıyarak,
Hükümdâra, korkmadan
gitti yalnız olarak.
Öyle güzel cevaplar
verdi müdâfâda,
Sultân, salıvermeyi
düşündü ilk defâda.
Lâkin o fitneciler,
sezince bu kararı,
Tazyîke başladılar
yeniden hükümdârı.
Dediler: (Bu
kişinin bir hayli adamı
var.
Serbest bırakırsanız,
bir isyân çıkarırlar.)
Sultân, fitnecilere
aldanıp, tekrar yine,
Hapsettirdi "İmâm"ı,
Guvalyar kalesi'ne.
Lâkin "İmâm", sultâna
hep duâ ediyordu.
Talebesine dahî, “Duâ
edin!” diyordu.
Vezîr, koyu muhâlif
biriydi, bu sebepten,
Kardeşini, gardiyan
tâyin etti hâssaten.
Ve sıkı tembih etti: “Şiddetli
davran!” diye.
O dahî bir hınç ile,
başladı vazîfeye.
Lâkin çok kerâmetler
görünce kendisinden,
Derhal îmân ederek, oldu
talebesinden.
Kaledeki binlerce hapis
olan hindûlar,
Sohbetini dinleyip, hep
müslümân oldular.
Ve hattâ bir çokları
"İmâm"ın sâyesinde,
"Âlim" ve "Velî"
oldu Guvalyar kalesinde.
Sultân dahî, sonradan bu
işe oldu pişmân.
Hapisten çıkararak,
eyledi pek çok ihsân.
Hattâ sâdık talebe
olaraktan kendine,
Hürmetle uğurladı onu
memleketine.
Geçti hapishânede "İmâm"ın
üç senesi.
Ve lâkin binlerce kat,
yükseldi mertebesi.
Buyurdu:
(Yetiştiğim makamlar
ötesinde,
Olan makamlara da, erdim
netîcesinde.
Çok yüksek dereceler bu
yolda vardır, ancak,
Sıkıntı çekmedikçe,
mümkün olmaz kavuşmak.) |